27 Nisan 2011 Çarşamba

Aşk Sen Ne Güzelsin

Aşk, yaşam ışıltısı gözlerde, kalbe giden en güzel kan, dudaklardaki en anlamlı tebessümdür. Mutluluk omuzlarda bir çift kanat olur, aşk girmişse gönlüne. Yalan olur her bir zerre. Koca dağlar dönüşür küçük engellere. Okyanusları aşmak ne de kolaydır şimdi. Yeşil zümrüt olur, güneş yakmaz seni. Adrenalin volkan gibi fışkırır her bir hücrenden. Zaman akmaz olur onu göremezsen, hasreti kemirir beynini düşünmekten. En gönüllü esirsindir seve seve serilirsin önüne, canını alsın istersin özgürlüğünü vermesindense. Mutluluk çıldırtır, kavurur, acıtır, nerdeyse öldürür razı gelirsin hepsine. Nasıl yaşadığına hayret edersin şimdiye kadar onsuz bir evrende. Şükretmek gerçek anlamını bulur, o varsa ömründe. Izdırabı ayrı güzel, sarhoşluğu başka güzeldir. Hiç bitmeyeceğini sandığın en güzel rüyadır. Ah aşk! Nesin böylesine delirten, yokluğun ne büyük boşluk. Hiç bilinmesen mi daha iyi yoksa bilmemek mi seni en büyük ziyan. Nasıl tatlı bir şarkısın akıllardan silinmeyen. Hep, hep, hep bıkmadan dinlenen. Ne güzel bir resimsin, gözlerin baktıkça huzur bulduğu. Çalkantılı fırtınaların anlatıldığı bir romansın, heyecanın hep ayakta kaldığı. Gençlik iksirisin sürekli dinç tutan. Uçurumun kenarında yürütüp de aklın umursamadığı, mantığın kırıntısının bile bulunmadığı bir diyarsın. Zihin uyuşurken yavaş yavaş, ağlarını örerken dört bir yana, gücün doruklara ulaşır, rakip tanımazsın hiçbir şeye. Baş tacı edilen tek kara belasın sen. Düşünüldüğünde titrerken tüm beden, unutur nefes almayı daralır haznen. Sevinç sıcacık akarken içinden, sımsıkı sarmalar tüm benliğini. Kaybetme korkusunun acısı, işkenceye çevirir geceni gündüzünü. Oynar seninle oyuncak gibi. Ne itiraz edebilirsin ne karşı gelebilirsin, bütün hakların onda gizli. Bilinmezliğe giden bir serüvensin , ne başlangıcı ne de sonu belli. Gelirken izin istemediğin gibi giderken de eyvallahın olmaz öyle değil mi?!

24 Nisan 2011 Pazar

Sisin Ardı

Korkular dört bir yanını sardığında, en kolayıdır kaçmak. Halbuki bir adım atsan düzelecektir herşey. Sorunlarla başa çıkamamak, onları gözünde büyütmek, yükünü arttırmaktan başka bir şeye yaramaz oysa. Kaçtıkça kurtulacağını sanırken, içini çürütürsün yavaş yavaş. Kendine küser, kendine kızarsın anca. Baş edemedikçe, yüzleşemedikçe dertlerinle yok olursun an an, farkında olmadan. En büyük güç kendinken, bırakırsın onu ellerinden, o yardım etmek için çırpınırken. Böylesine gönüllü girmek arafa, ne büyük ironidir kurtulmak isterken. Zincirlerken cesaretsizlikle özgüvenini, anahtarlarını atarsın çok uzaklara. Öylesine boğulursun ki çaresizliğinle, dibe vurmayı beklersin yükselmek için ordaki son destekle. Kaçacak yer kalmadığında, girdiğinde sisin içine, uzaktan göremediğin için korktukların görünür olur gözlerine. Masallar diyarındaki zoraki kahramansındır artık, mecbursundur ilerlemeye. Arşınladıkça yolları tökezleye tökezleye, gözlerin daha iyi görür, kulakların daha iyi duyar olur git gide. O kambur bedenin dikleşir, o şaşkın suratın sertleşir, o yumuşak derin nasır tutar her düşüşünde. Geriye dönmeyi düşünmek geçmek artık aklından. Bakınca arkana geçtiğin her engel silikleşir, kaybolur korkuların gibi. Sis yeniden kapatır onları tüm yoğunluğuyla. Sahip olduğun tek güç gelir yeniden yanına. Araf dar gelir artık, sığamazsın, kalamazsın orada. Sis kaybederken gücünü, sen kararlı bir şekilde ilerlerken, sisin ardında kalmıştır o eski sen geçen bunca zamanda.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Zaman Denilen Şey

İnsanoğlu sıkıştırdıkça, kaçar ellerinden zaman. Hava misali sığmaz avuçlara. Sabırsızlığımız bunaltır, serseri ruhların özgürlükleri için çırpındığı gibi. Anlayamayız henüz ham olduğunu. Bilemeyiz, göremeyiz büyümesi gerektiğini. Ergenliğin, bir çocuğu erişkine dönüştürürken yaşattığı ikilem benzeri, yükleriz biz de henüz çocukken ona ağır bedelleri. Halbuki uçsuz bucaksızdır zaman. Ne kalıp dinler, ne de mekan. Biz sıkıştığımız için bu bedene, kavrayamayız onun şekilsizliğini. Biz bir ömre mahkumken, düşünemeyiz ne ömürler tükettiğini. Sahip olduğumuz küçücük anımızda, isteriz ki çabucak gelsin isteklerimiz, adalet tecelli bulsun gözlerimizde, değişimi fark edelim bir an önce. Oysa enginliği göz kamaştırırken, tek yapabildiğimiz kapamaktır gözlerimizi. Minicik zihnimize doldurabildiklerimizle avunurken, algılamak güçtür zamanın içine alabildiklerini. Sıkıştırılmış bilgilerle bakarken kendi zamanımızdan geriye, anca görebiliriz olması gerekenler için ne kadar mühlet gerektiğini. Çaresizlik çarparken yüzümüze, zavallıca telaşlarımızın gülünçlüğüne güleriz o an. Sanki her şey elimizdeymişçesine böbürlenirken, zamanın kuklası olduğumuzu fark etmek yaralar yüreğimizi. Hastayken gecenin ilerlemediğini zannetmek gibi göreceli olması zamanın, nasıl dalga geçildiğinin bizle en güzel göstergesi. Didinirken isteklerin için, tahammül edemezken uçarcasına, sonunda hiç ummadık bir anda kavuşurken şaşırtır, sürgün gibi geçen yılların nasıl da göz açıp kapayıncaya kadar maziye dönüşmesi. Elde ettiklerine sevinmen gerekirken, sen üzülürsün oysa, verilmesi gereken bedeli ödediğine. Kaybın sanırsın gençliğini, neşeni, güzelliğini daha nicelerini verdiğine. Dersin, zaman seninle nasıl da güldü eğlendi. Bırakmalı oysa her şeyi oluruna, hiçbir şeyin karşılıksız olduğunu unutmamacasına. Gelmesi gereken gelecekken, olması gereken olacakken zaman çizgisini büküp kısaltmya çalışmak neden? Küçücük bir toz zerresiyken dağı kaldırmaya uğraşmak da ne? Kabullenememek, hep itiraz etmek yaradılışla geldi belki. Fakat bükemeyeceğin eli öpmek ne acizlik, ne yenilgi. Akıllı olursan eğer, o güçlü el senin en büyük yandaşındır o zaman. Uzaktan bakarsan, izlersen nasıl serpildiğini, bilirsin hangi tepkinin ne zaman geleceğini. İzin ver hırçınlığı geçene kadar, sık dişini. Bekle olgunlaşmasını güldürmesi için yüzünü. O an yap kurduğun hamlelerini, vakit nihayet geldi.

7 Nisan 2011 Perşembe

Çocuk

Nefes sensin, sevinç sen
Sevgi sensin ey çocuk
Dudaktaki tebessüm, içimdeki nursun sen
Mabedimsin, aşkımsın, ibadet nedenim sen.

Sen benim kurtuluşum, beni benden alansın
Boşluğumu dolduran, en değerli parçamsın
Yüzümdeki çizgisin, saçımdaki ak sensin
Gözümde akan yaşta, en güzel hayalde sen.

Sen varken ümit bitmez, dilek bitmez, ah bitmez
Ancak seninle mümkün, pembedir bütün renkler
Bağrımdaki ateşsin, alev sensin, kor sensin
Asla sönmeyecek en büyük yangınsın sen.

Tek damla düşen yaşın
Tarumar eder beni
Bir bakışın eritir,
İçimdeki öfkeyi.

Bedenimde sızısın
Göğsümde akan sütsün
Uykusuz gecelerim
Delirdiğim an sensin.

Bahşedilen en büyük,
Nimet sensin ey çocuk!
Gençliğim, güzelliğim
Sana helal ah çocuk!

5 Nisan 2011 Salı

Öfke

Damarlarımda akan ateş, dolanırken hücrelerimde
Gözlerimde kor olur alevin
Zincirlerle sarmalanmış bedenim, en sert tepelerinde
Acıyı haykırır nefesim
Cehennemin yutmuş beni, sen çekerken derinlerden
Zebanilerin bekler sabırsız, aç kurtlar gibi
Üstümde son umuduma kadar daldırırken pençelerini
Acımasızca sürerler kara lekelerini son güzelliklere
Ruhum yırtmak ister bedenimi
Çarpışmak için tüm bunlarla
Yazık! Başaramaz denese de, ne yapsa da
Sen küstahça tepemde
Büyüklüğün kamaştırırken gözlerini
Azmış gururun saçar nefretini.
Gün senin günün
Habersizken gücümden, yaşa sevincini
Davullar çalarken yüreğimde
Saklanmak fayda vermez sana
Rüzgarı estirdiğimde koparken zincirlerim
Gözlerimde öfkeyle, şansın olamaz senin!
Şimdi haykır, çağır tüm neferlerini çaresizce
Anlasınlar ben yükselirken, nasıl çökeceklerini
Cehennem sana hapis, alevler yoldaşın
Gidişim en büyük azap senin için şimdi.
Kur oyunlarını yeniden
Kurtuluşum uzun sürmez  istemesem de.
Her seferinde daha da güçlenirken zincirlerin
Korkunu bu kadar da belli etme.

İstemek Yetmez

Kanından kan akmadıkça, günler gecelerine karışmadıkça, vücudun ter içinde yüzmedikçe, isteklerin hareketlerine dönüşmedikçe, ızdırabın azaba bürünmedikçe, ulaşamamak seni tüketmedikçe, defalarca hayallerin bıçaklanmadıkça, serabın tam dokunacakken ellerinden kaçmadıkça, her seferinde vazgeçmişken geri gelmedikçe, yediğin vurgunlar seni parça parça etmedikçe kolayca kavuşamazsın öyle istediğine. Kanser gibi sarmalı arzuların hislerini, yok etmeli başka ne varsa. Hafif bir meltem okşar sadece tenini. Kasırgaya dönüşmeli hırsların taş üstünde taş kalmasın diye. Yutmalısın girdap olup başarısızlıkları. Demirin, çeliğe soyunmalı kıramasın diye hiçbir şey. Saldırırken dört bir yandan korkular, diz çökmemelisin önünde çaresizce. Savururken yerden yere, sarmayı bilmelisin yaralarını. Minnet duyamazsın, bekleyemezsin bir dal, gelirse ne ala. Akıtmalısın güçsüzlüğünü sessizce içine. Bırakmalısın çakallar dolaşsın etrafında, leş bulmanın umuduyla. Gördükçe düşmemen gerektiği ders olmalı sana. Sen güçlendikçe kaçacaklar yanından nasılsa. Beklemelisin o günü, sevgisi tükenmemeli içinde. Kucaklarsa ümitsizlik seni, sadece bir an sarılmalısın ona. Sonra bakmalısın gözlerine, kavuşmanızın imkansızlığıyla. Tutamaz o zaman daha fazla, bir gün yeniden döneceğini bilerek bırakır seni. Şimdi koşmalısın yeniden, sevgin güvende. İspatını sermelisin sevdiğinin önüne. Belki yumuşar artık gördükçe uğrunda terk ettiklerini. Izdırabını çeker alır, verir istediğini. Son bir iç çekme bırakmalısın geçmişe dair. Mühürlenirken kanla yazılmış sayfalar, açarsın bu sefer ihtişam dolu anlar.