20 Aralık 2014 Cumartesi

Ben Onu Hiç Dinlemezdim Ki!

Karanlıktı. Göz gözü görmeyecek kadar karanlık. Zifiri derler ya! İşte tam da öyle. Ne ay vardı önümü aydınlatacak ne de yıldızlar. Garipti, yalnızca karanlık. Dünya sanki mezara dönmüştü o akşam. Her zaman gittiğim yolu göremiyor, seçemiyordum. Hani gözümü kapatsam gidebileceğimi iddia edecek kadar aşikar. Fakat bu gece bir başkaydı yolculuk.Yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi attım adımları. Ürkek, kırılgan ve de acemi. Nedense kalp atışlarım hızlanmış ve nefes alışlarım koştururken tökezliyordu. İçimdeki rahatsız edici duyguyu tanımlayamıyordum. Bir eksiklik vardı, bulamıyordum. Üşümüş hissettim birden ve titredim. Derken delicesine atan kalp atışlarım buruklaştı. Ağlamaya ramak kalmış. Baktım, bakmaya çalıştım etrafıma. Yalnız, yapayalnızdım. Yalnızlığı o an anlamıştım.

Adımlarımı hızlandırırken bir dokunuş canlandı ellerimde. Ellerimi sıktım, boştu. Küçük bir serap sandım. Anlam veremedim beni neden bu kadar etkiledi. Kollarımla kendimi sardım titremem geçsin diye. Aniden, bir koku geldi dolaştı ruhumda, başka diyarlardan. Oyun mu oynuyordu karanlık hislerimle? Oyunsa bu, bilsindi ki hiç eğlenceli değildi. Yürüdüm, devam ettim çat pat. Bulutlarla kaplı gökyüzü hala izin vermiyordu aya ve de yıldızlara. Çaresizdim, bekleyemezdim, ilerlemeliydim. Sonra bir nağme, öyle ince, öyle derinden ve narin. Durdum ve baktım etrafa. Bu sese yabancı değildim. Zorladım zihnimi, zorladım ve düşündüm. Aradım ve aradım. Bulmak için çok uğraştım. Hüznüm arttı birden, haşinleştim. Kaşlarım çatıldı ve büzüştü dudaklarım. Elime baktım yeniden. Ellerim neden boştu? Şimdi hatırladım! Bu eller hep doluydu. Salladım kafamı iki yana amansızca. Ben neyi kaybetmiştim? Derken o koku, o ses. Yokluğu beni boşluğa sürükledi. Seslendim, 'neredesin?' dedim. Haykırdım, yalvardım, ağladım. İçim yandı alev alev. Kaybolacağına hiç ihtimal vermemiştim.

Ses söylerdi her zaman bu yoldan nasıl geçeceğimi. El tutardı elimi, ben bakmazken etrafıma. Götürürdü, sürüklerdi, çekerdi gideceğim yere kadar. O yüzden umursamazdım ben, nasılsa her şeyi bir yapan var. Önemsemezdim, önemsemezmişim, önemsizmiş benim için. Oysa yok şimdi ne ses ne koku ve de el.

Nafile akan yaşlar dindirmedi acımı. Çare olmadı çaresizliğime. Kabullenmekten başka ne var yalnızlığı. Kabullendim ben de işte. Düşündüm ve düşündüm. Ses ne demişti daha önce? Sağdan mıydı bu yol yoksa soldan mı? İleri miydi sadece? İki elimle sıktım başımı ve sıktım sıkıca gözlerimi. Hatırlayamadıkça salladım başımı. Salladım ve salladım. Kaybolmuştum, yolumu nasıl bulacaktım? Meğer ne zavallı, ne cüretkar, ne hadsizmişim! Her şeyi bildiğimi zannederken ne kadar cahilmişim! Tüm bunları anlamak için bu kadar düşmeliymişim.

Anladım düşüncesizliğimi. Kabullendim kendimi. Dipteyim ve kaybettim her şeyi. Nefes aldım. Ve verdim yine sefilce. Döndüm başa, en başa. Ama temiz değildi bu sefer defterim. Olsun, dedim kendime ve ele söz verdim ve de sese. Bu sefer yürümeyi öğrenecektim.

Eskisi Gibi

Seni özledim demek isterdim
Eskisi gibi.
Eskisi gibi rahat ve özgürce,
Aklıma düşünceler getirmeden,
Pervasızca.
Sana ihtiyacım var demek isterdim
Yine çocukça
Ama korkmadan ama sıkılmadan
Ama masumca.
Seni seviyorum demek isterdim
Tüm umursamazlığımla.
Kelimelerimi aldın benden,
Masumiyetimi.
Sorular ve sorular
Kafamda acabalara dair,
Esir ettin beni.
Karanlık çöktü yine üstüme
Ve yine yalnızlık.
O kahrolası yalnızlığa
Zincirledin beni.

19 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Garip Rüya

Neydi o sözler aklımdan geçirdiğim
Daha biraz önce, az önce,
Gözlerimi kaparken henüz
Sanki hülyalı ve derinden,
Biraz da hüzünlü
Şiir kokuyordu sanki bir parça.
Ne acelesi vardı öyle,
Kaybolup gitti ansızın
Verdiği his, dudaklarımda tebessüm
Hatırlayamasam da
Zihnimde tatlı bir ima.
Sözler benim miydi bilemedim.
Bilemedim,
Bir peri mi mırıldandı kulaklarıma
Nereden gelirsin ey Gezgin,
Yolun nereye?
Küçücük bir uğrak mıydım,
Gezindiğin diyarlarda?

9 Mart 2014 Pazar

Forrest Gump'ın Doğa Üstü Yardımcısı

Güçlüklerle boğuşurken 'doğaüstü yardımcınız' kimdir? En zor anlarda size sihirli değneğini dokunduran ya da gizemli sözcükleri vererek canavarı alaşağı etmenizi sağlayan? Şüphesiz Forrest'ın yolculuğunda gizemli büyücü, annesi olarak çıkar karşımıza. Forrest bu yardımı hiç reddetmeyerek tüm engelleri aşar. Forrest mevcut zekasıyla hepimizde var olan saflığın bir temsilcidir sanki. Zeka ilerledikçe saflık ironik bir şekilde azalır. Şeytan, ayrıntıda gizlidir!

Forrest, çocukluğumuza dair masumiyetle, annesinin koruyuculuğundan hiç azledilmez. Çünkü annesinin sözlerini hiç tek etmez. Çocuklar için anneler her zaman haklıdır!

Gel gelelim küçük Jenny'nin annesi yoktur. Zorlu yolculuğu boyunca doğruları ararken, tökezlerken, canı yanarken onu koruyacak sözlere sahip değildir. Jenny, o sihirli sözleri bulabilmek için çok fazla bedel ödemek zorundadır ve bulduğunda kendisi artık bir annedir. Jenny, ateşin çemberinden geçerken, yeniden dirilmesini minik erkeğine borçludur. O andan itibaren Jenny de minik Forrest için sihirli sözcüklere sahip bir büyücü olmuştur ve onun sayesinde ölüp-dirilme seramonisini tamamlayarak başlangıç noktası olan evine geri dönebilmiş, onu korumanın en iyi yolunu nihayet bulmuştur.

Hikayenin kadınları, gizli birer büyücüdür ve bundan nasibini Teğmen Dan da alır. Teğmen Dan, savaşta bacaklarını kaybederek tüm inancını yitirdikten sonra, hayata tutunmaya kendisini kurtaran Forrest ile başlamış görünse de yeni bir bacağa ihtiyaç duymaz. Ta ki Forrest'ın düğününe nişanlısı ve yeni bacaklarıyla geldiğinde nihayet hikayesini tamamlamış olduğunu anlarız.

Forrest'ın masumiyetindeki değişmezlik adeta dış görüntüsüne yansır. Giyim şekli hatta saçları bile hep aynıdır. Oysa Jenny hiç bir karede bir önceki kişi değildir. Başlangıç noktası olan evine dönene kadar kılıktan kılığa girer. Belki de bu durum kadınların inkara mahal bırakmayacak gerçeği olan değişimlerinin bir göstergesidir, kim bilir?

Hikayenin sonuna yaklaşırken, Forrest'ın ilk kez annesinin bir sözünü, karşı gelmese bile, kabullenmekte zorlandığını görürüz. Forrest, annesinin ölümünü- yine annesinin 'ölüm hayatın bir parçasıdır' sözü sayesinde- daha rahat atlatabilirken, Jenny'nin kaybında başaramaz. Forrest ilk kez ağlar. Forrest belki de büyümeye başlar...

31 Ocak 2014 Cuma

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 8

Ka'ma'nın odadan çıkmasıyla Di'na, Ela üzerindeki hakimiyetini kurmaya başladı.

'Ne Galaksi, ne de senin Dünyan umurumda değil. Fakat Ka'ma'nın zarar görmesine izin veremem. Bu yüzden dediklerimi harfi harfine yapacak ve asla sorgulamayacaksın. Eğer bunu başarabilirsen korkmamızı gerektiren bir şey olmaz. Anlamasan da bana güvenmelisin.'

Ela, Di'na'dan hoşlanmamıştı. Fakat Ka'ma kendisini sadece kardeşine emanet etmişti. Bu yüzden onu anladığını belirtir bir şekilde başını salladı. Onaylandığını anlayan Di'na devam etti.

'Ka'ma yanıma her gelişinde sizlerden bahseder. Irkınız hakkında oldukça geniş bir bilgiye sahibim. Korkma! Nelere dayanıp dayanamayacağını biliyorum. Şimdi kısa bir süreliğine buradan ayrılacağım. Ben gelene kadar biraz dinlenebilirsin. Ben yokken kimse odaya girmeye cesaret edemez,' dedi ve odadan çıktı. Di'na giderken muhafızlarını da yanına aldı.

Di'na'nın kendinden emin tavırları Ela'yı etkilemişti. Duruşu, hareketleri ve sesindeki tını karşısındakini kolaylıkla etkisi altına alıyordu. Ne istediğini bilen birisinin keskin ve tutkulu bakışlarına sahipti. Bu bakışlar, Ela'nın Di'na'ya kendini teslim etmesini daha da kolaylaştırdı.
Di'na, söylediği gibi çok geçmeden geri döndü. Etrafına kısaca bir göz attıktan sonra Ela'ya,

Tabakta duran yiyeceklerden birkaç tanesini cebine doldur ve hemen balkona çıkıp aşağıya inmeye çalış,' dedi. Ela'nın şaşkınlığına aldırmayan Di'na sinirlenerek, 'Sana çabuk olmanı söyledim,' diye Ela'yı azarladı.

Sorgulamaktan vaz geçen Ela denilenleri yaparak balkona çıktı. Balkondan manzara oldukça göz alıcıydı. Bahçe devasa şekilde büyüktü. Duvarlara ve kolonlara güçlü, sarmaşığa benzer bitkiler sarılmıştı. Ela, onların yardımıyla kolayca aşağıya ineceğini düşündü. Tam bitkilere tutunmuştu ki içeriden bir bağırtı koptu. Ne olduğunu anlayamayan Ela, bakmak için geri dönerken etrafı muhafızlar tarafından kuşatıldı. Muhafızlar, Ela'yı içeriye sürüklerken, telaş içindeki Baş Nedime de yetişti. Ela başta olmak üzere herkes neye uğradığını şaşırmıştı. Di'na tehditkâr bir biçimde Baş Nedimeye baktı ve,

'Bu ne cüret! Benim odama böyle sefil bir yaratık nasıl girebilir?' diyerek adeta kükredi.

Durum o kadar olağan dışıydı ki, kimse bir anlam veremiyordu. Baş Nedime şaşkınlığından sadece,

'Bu imkansız!' diyebildi.

Verdiği cevap, Di'na'nın, kanları donduracak bir kahkaha atmasına neden oldu.

'Demek imkansız! İmkansız dediğin şey tam karşında duruyor.'

'Efendim ben...ben gerçekten...' Di'na, Baş Nedime'nin sözünü bitirmesine izin vermedi.

'Çabuk Muhafızların Komutanını huzuruma getirin' diye emretti. Bir, iki dakikaya Muhafızların Komutanı Prensesin huzurunda eğiliyordu.

'Demek beni böyle koruyorsunuz Komutan? Her aptal elini kolunu sallayarak odama girebiliyor, öyle mi?'

Di'na sorumluları olabildiği kadar ezip, savunmaya fırsat bırakmayacak kadar hızlı hareket ederek, yargısız infazla işlerini bitirmeyi planlıyordu.

'Kimmiş bu kız?' diye Nedime'ye sordu. Baş Nedime, bilgi almak için gönderdiği yardımcısından, kızın yeni gelen kafileden olduğunu öğrendi. Durum çok hızlı geliştiği için detaylarla ilgilenemeyen Baş Nedime, o an bu bilgiyle yetinmek zorunda kaldı.

'Dua et Komutan! Dua et ki şapşal bir hizmetçi nereye gireceğini bilememiş. Sadece bu seferlik merhamet göstereceğim. Bütün muhafızlarınla birlikte, tabi rütben indirilerek, devir teslim işlemlerine başla. Kızı da karanlık odaya hapsedin. Bir hafta boyunca yemek verilmeyecek. Yaşaması için günde tek sefer sıvı verin yeter. Şimdi gidebilirsin.'

Komutan, Prenses tarafından hayatının bağışlanmasına minnet duyarak, yanında Ela ile birlikte ayrıldı. Di'na korku içinde bekleyen Baş Nedime'ye ise,

'Bir hafta sonra kızı, bizzat kendin benim için eğitmeye başlayacaksın' dedi.

Emir üzerine Baş Nedime buz kesti. Bu ceza son derece onur kırıcıydı. Hizmetçilerin seçimine Kraliçe bile karışmazdı. Bu sadece onun yükümlülüğündeydi. Fakat bu cezaya itiraz edemezdi. Uğradığı hakarete katlanmak zorundaydı. Rengi atmış bir şekilde Prensese saygılarını sunup dışarı çıktı.

Dina, istediğine kavuşmanın verdiği zevkle yiyeceklerden birini alıp keyifle ısırdı. Planı iyi işlemişti. Verdiği cezalar yüzünden kimse olayların detayına inme cesaretini göstermeyecekti. Ayrıca Ela'yı karanlık odaya saklayarak, onu Toron'un casuslarından gerektiği kadar korumuş olacaktı. Yeni geldiği anlaşılmayacak ve dikkatleri çekmeyecekti. Baş Nedime'nin cezası sayesinde de Ela'yı yakınında tutmayı başarmış olacaktı. Artık önemli olan tek şey, bu oyunu annesini inandırabilmekti.

..................

Majesteleri U'maa ile Ka'ma hakkında görüşen Kraliçe Numira, tavrını sert bir şekilde ortaya koymaktan çekinmemişti. İkili arasında yaşanan bu gerginliğin esas sebebi Prens'in evlilik meselesiydi. Kraliçe, Prens'in dizginlenemez davranışlarını evlilikle yavaşlatabileceğini umuyordu. Majesteleri de Kraliçe ile aynı fikirdeydi. Yine de erken bir evliliğin getireceği sorunlardan endişe duyuyordu. Ayrıca Ka'ma tavırlarını evlilikle bile düzeltecek bir tip değildi. Bu yüzden sorunlar iki kat zorlaşmış olacaktı. Tartışmayı uzatmanın bir anlamı olmadığını anlayan Kraliçe, durumu kendi yöntemleriyle çözebileceğini düşünerek oradan ayrıldı.

Nihayet babasıyla görüşen Ka'ma kızgın bir şekilde soluğu Kraliçe'nin yanında aldı. Sımsıkı yaptığı yumrukları, kendini sakinleştirmek için ne kadar zorlandığının bir göstergesiydi. Tek dizinin üstünde, başı eğik bir şekilde Kraliçe'ye saygılarını sunarken, öfkesine yenik düşmemek için direniyordu. Kraliçe mağrur bir şekilde ağır adımlarla Ka'ma'ya yaklaştı ve kalkmasına izin verdi. Göz göze geldiklerinde Ka'ma'nın düşmanlığını açık bir şekilde gören Kraliçe, ondan korkmadığını belirtircesine bakışlarını kaçırmadı. 

'Sizi böylesine sinirlendiren nedir Prensim?' derken sözlerindeki alaycılık Ka'ma'nın sabrını zorlayan son şey oldu.

'Nasıl olur da beni Dünya'nın koruyuculuğundan azlettirirsiniz?'

Kraliçe, Majestelerine Ka'ma'nın gerçek bir ceza almadan durulmayacağını ve bu cezanın da Ka'ma'yı o çok değer verdiği Dünya'sından ayırmak olduğunu belirtmişti. Bu soruyu bekleyen Kraliçe Numira,

'Yanlış bilmiyorsam benim böyle bir yetkim yok Prensim', dedi. Cevaba dayanamayan Ka'ma,

'Kraliçem, bu sefer çok ileriye gittiniz,' diyerek son sözünü söyledi ve çıkmak için müsaade istedi. Fakat çıkmak üzereyken Kraliçe,

'Hayır Prensim, henüz çok ileri gitmedim. Beni mecbur bırakmamanızı dilerim,' diyerek Ka'ma'nın dikkatini çekti.

Kraliçe asla boş konuşmazdı. Ka'ma bunu çok iyi biliyordu. Kendisini Dünya'dan koparmayı başardığına göre bu sözler daha da ötesi içindi. İyice gerilen Ka'ma yüzünü Kraliçe'ye döndüğünde beklediği alaylı bakışlar yerine, güce sahip olanlara has bir vakurluk gördü. Bu görüntü Ka'ma'yı daha da çaresiz bıraktı.

'Ne demek istiyorsunuz?'

Bir müddet sessizliğini koruyan Kraliçe,

'Evlilik hazırlıklarına başlanması için itiraz etmemenizi istiyorum,' dedi.

Ka'ma, Kraliçe'nin elinde her ne varsa gerçekten önemli olması gerektiğini düşündü. Kraliçe ilk kez, Ka'ma'ya kendisi direktif veriyor, üstelik ondan da buna karşı çıkmamasını istiyordu.

'Peki ya aksi durumda ne olur?' diyerek Ka'ma, Kraliçe'nin elindeki kozu görmek istedi.

Ka'ma'ya iyice yaklaşan Kraliçe, gözlerinin içine bakıp, oldukça kesin bir şekilde,

'Dünyalını bulur ve gerekeni yaparım', dedi.

Korkak

Ta ezelden kırsalar kanadını
Uçmak yerine sürünsen
Hiç bilmesen göklere aitliğini
Kafanı her kaldırış bir tehdit
Zincirlerle bağlı ayakların.
Yaraların iyileşirken
Açsalar
Bir daha, bir daha, bir daha...
Özgürlük yerine esaret,
İşlenir benliğine.
İşte bu yüzden
Tam da bu yüzden
Korkmaz mısın kaçmaya?
Bilmezken yükselmeyi
Havalanırken korkmaz mısın?
Susturulurken, umutların yıkılırken
Şimdiye kadar alışmışken
Benliğine öylece kavuşabilir misin?

Bilirim!

Bilirim aşk ne demek
O kalp çarpıntısı, depremler zihninde
Nefesini keser de öldürmez seni.

Bilirim sevmek ne demek
Günün, gecen, ayın, yıldızın
Tüm evren
O gözler, o yüz, o nağme
Eritir, delirmezsin yine de.

Bilirim kara sevdayı
Canından can, onu bir an görmek
Zulüm, onsuz geçen her saniye
Her nefes.

Bilirim bir büyü, bir efsun, bir sihir
Kanarsın seve seve
Bilirim, bilirim de
Karşısında boynum kıldan ince.

24 Ocak 2014 Cuma

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 7

Komutan Solon,

'Efendim! Baş gezegen  Edosa'ya giriş izni verildi', dedi.

Ka'ma'nın babası ile yüzleşmesine dakikalar kalmıştı. Ela'ya dönerek,

'Seni güvenli bir yerde saklamak zorundayım. Yanımda olman çok tehlikeli olur. Toron'un casusları beni izleyecektir', dedi.

Ela sesini çıkarmadı. Denilenleri yapmaktan başka bir çaresi olmadığını biliyordu. Birkaç dakika içinde Edosa'ya indiklerinde Ka'ma, Ela'yı bir kez daha uyardı.

'Sakın gözlerini yerden ayırma!'

İkisi birlikte, sadece Prense ait özel bir geçitten yol alarak ilerlediler. Ela, uyarıyı o kadar ciddiye almıştı ki önünde bir direk olsa ona çarpabilirdi. Zeminin parlaklığı gözlerini kamaştırarak, kısmasına neden oluyordu. Bir kaç dakika içinde gözleri sulanmaya başlayınca kalp atışları hızlanıp panikledi. Ka'ma, gözyaşının sadece insanlara has olduğunu ve ne olursa olsun kendisini kontrol etmesi gerektiğini söylemişti. Ka'ma'nın, gözlerini yerden ayırmaması gerektiği konusundaki ısrarını şimdi anlayabiliyordu. Önünde birleştirdiği ellerini sıkmaya başladı bir faydası olacakmış gibi. Başını hafifçe sağa, sola çevirince yalnız olduklarını fark etti.

'Yalnızsak neden benim bu kadar gerilmeme sebep oldu?' diye düşünerek Ka'ma'ya sinirlendi Ela. Tam başını kaldıracakken gizlice izlenebilecekleri fikri geldi aklına ve bu düşünceyle yeniden gerildi. Eğer gözlerinin yaşarması biraz daha devam ederse, düşmelerine engel olamamaktan korkuyordu. Gözlerini kırpıştırdı, kocaman bir şekilde açtı, elinden ne geliyorsa yaptı ama nafile. Bir türlü engel olamadı. Daha fazla dayanamayıp yavaşça elini kaldırarak göz yaşını sildi. Her an yakalanacakmış gibi tetikte beklerken mekanın değişmiş olduğunu anca fark edebildi. Bir kız, sevinç çığlıkları atarak Ka'ma'ya sarılıyordu. Kız,

'Bu sefer babamı çıldırtmayı kesin olarak başardın', diyordu Ka'ma'nın boynuna dolanmış bir şekilde. 'Fakat ben senin iyi olduğundan adım kadar emindim. Söyle bakalım, bu sefer başını nasıl bir şey için belaya soktun?'

Ka'ma, kendisine yapışmış durumdaki kızı yavaşça kendinden uzaklaştırıp, sevgi dolu bir gülümsemeyle yüzüne baktı ve

'Yalnızca sana emanet edebileceğim bir şey için', dedi.

Cevap oldukça çekici geldi kıza. Kendisine duyulan güvenin verdiği gurur ve şımarıklıkla,

'Neymiş bu kadar önemli olan şey acaba?' diyerek odanın içinde edalı bir şekilde gezindi.

Ka'ma,  Ela'ya göz atıp onu ima ettikten sonra tekrar kıza baktı. Kız o an varlığını bile önemsemediği Ela'ya afallamış bir şekilde gözlerini dikti. Ela'nın yanına yaklaşarak bir uydu gibi döndü etrafında. Sonra manasız bakışlarla Ka'ma'dan bir açıklama gelmesini bekledi. Ka'ma, kızın şaşkın halinden oldukça keyif almış gözüküyordu. Bu kadar eğlenceyi kafi bularak,

'Benim biricik Di'nam, senden bu kızı bir süreliğine himayen altına almanı istiyorum', dedi.

Dina, bir kaç saniye sessiz ve ifadesiz bir şekilde Ka'ma'nın karşısında kalakaldı. Duyduklarını idrak edememiş gibi bir hali vardı. Koca bir ordu kendisini korumak için seferberken o bir kızı mı koruyacaktı? Ka'ma'nın sahip olduğu tek kız kardeşini küçük düşürmeyeceğini çok iyi biliyordu. Konu gerçekten ciddi olmalıydı. Kız kardeşinin sarsıldığını anlayan Ka'ma,

'Di'nam, bu kız bir Dünyalı ve onu kimseler bulmadan geri götürmem gerekiyor', diyerek başından geçenleri ayrıntısıyla anlattı.

O sırada hikayeyi Ka'ma'dan dinleyen Ela, sadece bir kaç saat içinde hayatının nasıl büyük bir hızla değiştiğini iyice özümsemiş oldu. Bir uzaylıyla tanışmış, onu ölümden kurtarmış ve kendisi ölümden dönmüştü. Tüm bu ölüm kalımlar arasında allak bullaktı. Olanları düşünürken, dışarıya baktığı camdan silik bir şekilde yansıyan görüntüsü ise kendisine evini hatırlatacak hiç bir izin kalmadığına en güzel örnekti.

'Galaktik hızla yol alıyoruz', demişti Ka'ma ilerledikleri hızı anlatırken. Galaktik hızla yeni bir yaşama itilmişti Ela. Üzgün olmak için yeterince sebebi vardı. Di'na'nın Ka'ma'ya bağırmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Di'na,

'Neden onu ölmesi için bırakmadın?' diye haykırıyordu. Öfkesi korkunçtu. Ka'ma için duyduğu endişe, nefrete dönüşerek Ela'ya doğru yönelmişti.

'O olmasa ölmüş olacaktım', dedi buz gibi bir sesle Ka'ma. Bu cevap, bir tokat gibi yüzünde patlayarak Di'na'yı kendine getirdi. Bir müddet bekleyip sakinleştikten sonra,

'Kızı bana getirmekle çok doğru düşünmüşsün. Baş nedimeye, onu yakınlarımda tutacak bir görev vermesini sağlarım. Benim yanımdayken onun için endişelenmene gerek kalmayacak,'dedi

Ka'ma bu cevap üzerine oldukça rahatladı. Kardeşine güveneceğini biliyordu. Kraliçe ile arasındaki gerginlik asla ikisinin arasına girmemişti. Di'na doğduğunda, küçücük parmaklarıyla Ka'ma'nın elini tuttuğu andan itibaren Ka'ma'nın gönlüne yerleşmişti. Di'na,

'İsmi ne?' diye sorduğunda Ka'ma, Ela'ya bu soruyu hiç sormadığını fark etti. Bunu anlayan Di'na gülümsedi ve,

'Tam da senden beklenecek bir durum. Koca bir kaosu bu kız için göze alıyorsun ve daha ismini bile bilmiyorsun', dedi kafasını sallayarak. Ne diyeceğini bilemeyen Ka'ma cevabı merakla bekleyerek Ela'ya baktı.

'Adım Ela. Korkarım artık ona da sahip olamayacağım, öyle değil mi?' derken üzgün olduğu her halinden belliydi.

'Üzülmene çok da gerek yok. Küçük bir değişiklikle bunu halledebiliriz. Adın artık E'laa. Bunu da hallettiğimize göre sen artık gidebilirsin Ka'ma. Annem, babamın yanında. Neler olacağını söylememe gerek yok sanırım. Oyalanman senin aleyhine olacaktır', diyerek bilmiş bir tavırla Ka'ma'yı uyardı.

'Evet, gitmeliyim. Fakat korkmana gerek yok bunu biliyor olman lazım', diye cevap verirken tek gözünü bir sorun olmadığına inandırmak için kırptı Ka'ma. Sonra Ela'ya dönerek,

'Endişelenmemizi gerektiren bir durum kalmadı. Burada güvendesin. Di'na ne söylerse onu yap. Buraya sık sık geldiğim için kimse herhangi bir şeyden şüphelenmeyecektir. Şimdi gitmeliyim', dedi ve odadan çıktı.