11 Ocak 2016 Pazartesi

Gidişin!

Sana git demek istemiştim sadece
Yalın ve sade
Vedam acısız olacaktı; zamana yayarken ayrılığı
Zaman, yavaş yavaş emecekti ne varsa sana dair içimde
Her gün ölürken
Ve gün gelecek unutacaktım
Ve acı bile duymayacaktım
Ve bitecektin nihayet sessizce.
Durdum ve hissettim seni o an benliğimde
Ve birden değişti fikrim
Eğer gitmene izin vereceksem,
Gidişin layık olmalıydı bu sevgiye.
Zamanın acımasızlığıyla yok edemezdim
Üstüne titrediğim bu duyguyu.
Gidişin ani olmalıydı.
Öyle ani ki zaman donmalıydı
Sadece yüreğim değil, zihnim de yanmalıydı bu acıdan
Gidişin öyle amansız, öyle görkemli olmalıydı ki
Unutmak haram olmalıydı bana
O anın kederi kavurmalıydı tüm hücrelerimi
Yanan bir aşık gibi küle dönmeliydim
Ah gidişin!
O gidişin ölüm gibi olmalıydı.
Bir daha gelemeyeceğini bilmek, kahrolmak, çaresizlik
Ve lakin kurtulmak!
Hayır! Sessiz sedasız bir gidişe izin veremezdim
Olmaz!
Seni bırakırken, seni terk ederken
Yüreğimi lime lime etmeliydim ki
Başka bir sevgi yerleşemesindi bir daha
Aynı ızdırabı bir daha çekmemeliydim
Kendimi senden koparırken, özgürlüğüme kavuşurken
Ve bunun için ödeyeceğim bedel zehirli bir şarapken
Geri dönüşü olmayan bir yola girmeliydim
Anlıyor musun beni?
Sana sadece git diyemezdim.

Eski Bir Ezgidir Yalnızlık

Ben hiç dost bulamayacağım anladım artık
Hep böyle yalnız, hep böyle yarım, hep böyle bir başına...
Etrafımda dönen insanlara aldanma!
Aldanma gülüşlerime, mutluluk oyunlarıma.
Ben; başkalarının arkadaşıyım, dostuyum, yareniyim...
Tüm yapılanlar, onlara karşı kefaretim.
Mecburiyetle, memnuniyeti karıştırma birbirine.
Ben üzmek istemem kimseleri.
Kimseleri geri çevirmem.
Çare için gelenlere; asla gelme diyemem.
Bu mecburiyetler,
İkinci dereceden mutluluklarım, huzurum benim
Yarımımı dolduramayan fazlalıklarım
Anladım; eksik geldim, eksik gideceğim
Yoruldum; her seferinde döküleceğini bildiğim parçalarla avunmaktan
Bıktım; her seferinde suni heyecanlardan, kalpteki çıtırdamalardan
Sıkıldım; bile bile kendimi kandırmaktan.
Yeter diyorum nihayet. Yeter!
Vazgeçiyorum avunmaktan.
Kabulümsün yalnızlık.
Yarım olan halimi kucaklıyorum şefkatle.
İstemiyorum, beklemiyorum. Gelme artık!

7 Ocak 2016 Perşembe

Kafamın İçinde Bir Uğultu

Kendine yaptığın en büyük haksızlık nedir biliyor musun? Mükemmel olmayı, hep daha iyi olmayı istemek. Çatışma denilen karmaşık durum tam da burada başlar; başaramayacağın kadar ileri gitmek. Sonuç ise sürekli bir tatminsizliğin yanında aşağılanma duygusu.

Bize giydirilmiş olan 'gurur' kisvesini suçlayabiliriz hal böyle olunca. Suçlu bulmak ne kolay değil mi? Aramak için uğraşmadım bile. Peki terazinin diğer küfesinde kim oturuyor? Denge için gurur ile savaşan kim? Alçak gönüllülük mü? Utanma duygusu mu? Haddini bilmek mi? Tahminim; hepsi de gururun alt birimleri. Maskeyle gizlenmiş sahtekarlar!

İstemek! Bu kodlama, tüm hücrelerimizde mevcutken nasıl duralım? Bize ne engel olabilir? Henüz bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bilmek mi yoksa? Bilgi! Haddini bilmek de bu kategoriye mi giriyor?

Bükemediğin bileği öpeceksin! Öpeceksin de bu seni tatmin edecek mi? Hayır! Sadece yalandan bir geri çekiliş, o kadar. Ta ki yeninceye dek. Kırbaçlanan dürtüler, acı içinde çığlık atarken; sesi kulağını tırmalarken, duymamak için ellerinle kulağını kapatsan ne fayda? Bu sefer ki soru, dinlediğimiz acı mı yoksa kibir mi? Hırs? Ne çok his var , ne çok; küfenin diğer tarafıyla uğraşan.

Peki tahtına kurulmuş bu gizli hükümdar kim? İçimdeki ben, neden onu seçemiyor? Görmek için ne yapmalıyım ya da buna gerek var mı? Bırakayım da herkes kendi işini mi yapsın? Bu arada benim işim ne? Peki ben ne olacağım? Bu kadar enkazın içinden ne olarak çıkacağım?

Taraf tutmaya hakkım var mı? Küfeyi yönlendirecek bir güce sahip miyim? İhtiraslarım beni eritirken ya da ben erittiğini düşünürken bu düşüncede haksız mıyım? Nankörlük mü bu yaptığım? Onlarsız bu kadar ilerleyebilir miydim?

İlerlemek! Nereye kadar? Bir insan nereye kadar ilerleyebilir? Bunun için kaç ömür gerekli? Binlerce yıl! Binlerce yıldır ilerliyoruz... Ne için, ne uğruna, neden? Cevapların sonuna gitsek bile-sonuna- son yok! Sonu olmayan sorular, sonu olmayan cevaplar varken ilerlemek! Neyi görmek için? Durmak! Duramazsın; böyle bir genin yok. Son nefesinde bile son nefes için mücadele ederken ciğerlerin, sen ciğerlerine aksi bir emir veremezsin.

Ne oldu bu kadar sorudan sonra? Soru neydi? Mükemmellik, hep daha iyi olmak, haksızlık, gurur...

Tüm bunların sebebi sevilmeyi istemek olabilir mi? Ey Hükümdar! Senin adın 'Sevgi' mi? Sevgisizlik olabilir mi gerçekten bu kadar istek? Gerçek sevgi, sadece arzusunu çektiğin muhataptan. Tüm o 'oldum, yaptım, başardım' demeler, göze girmek istemeler...

Ah zavallı insan! Zavallı insanoğlu! Gelip geçici sevgilerin kucağına mı atmak istiyoruz kendimizi? Hiçbir şey daim değilken, sanrılarla avunmak...Bulamamak, görememek, bilememek...Sevgi! Cevap bu kadar basit olabilir mi?