20 Aralık 2014 Cumartesi

Ben Onu Hiç Dinlemezdim Ki!

Karanlıktı. Göz gözü görmeyecek kadar karanlık. Zifiri derler ya! İşte tam da öyle. Ne ay vardı önümü aydınlatacak ne de yıldızlar. Garipti, yalnızca karanlık. Dünya sanki mezara dönmüştü o akşam. Her zaman gittiğim yolu göremiyor, seçemiyordum. Hani gözümü kapatsam gidebileceğimi iddia edecek kadar aşikar. Fakat bu gece bir başkaydı yolculuk.Yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi attım adımları. Ürkek, kırılgan ve de acemi. Nedense kalp atışlarım hızlanmış ve nefes alışlarım koştururken tökezliyordu. İçimdeki rahatsız edici duyguyu tanımlayamıyordum. Bir eksiklik vardı, bulamıyordum. Üşümüş hissettim birden ve titredim. Derken delicesine atan kalp atışlarım buruklaştı. Ağlamaya ramak kalmış. Baktım, bakmaya çalıştım etrafıma. Yalnız, yapayalnızdım. Yalnızlığı o an anlamıştım.

Adımlarımı hızlandırırken bir dokunuş canlandı ellerimde. Ellerimi sıktım, boştu. Küçük bir serap sandım. Anlam veremedim beni neden bu kadar etkiledi. Kollarımla kendimi sardım titremem geçsin diye. Aniden, bir koku geldi dolaştı ruhumda, başka diyarlardan. Oyun mu oynuyordu karanlık hislerimle? Oyunsa bu, bilsindi ki hiç eğlenceli değildi. Yürüdüm, devam ettim çat pat. Bulutlarla kaplı gökyüzü hala izin vermiyordu aya ve de yıldızlara. Çaresizdim, bekleyemezdim, ilerlemeliydim. Sonra bir nağme, öyle ince, öyle derinden ve narin. Durdum ve baktım etrafa. Bu sese yabancı değildim. Zorladım zihnimi, zorladım ve düşündüm. Aradım ve aradım. Bulmak için çok uğraştım. Hüznüm arttı birden, haşinleştim. Kaşlarım çatıldı ve büzüştü dudaklarım. Elime baktım yeniden. Ellerim neden boştu? Şimdi hatırladım! Bu eller hep doluydu. Salladım kafamı iki yana amansızca. Ben neyi kaybetmiştim? Derken o koku, o ses. Yokluğu beni boşluğa sürükledi. Seslendim, 'neredesin?' dedim. Haykırdım, yalvardım, ağladım. İçim yandı alev alev. Kaybolacağına hiç ihtimal vermemiştim.

Ses söylerdi her zaman bu yoldan nasıl geçeceğimi. El tutardı elimi, ben bakmazken etrafıma. Götürürdü, sürüklerdi, çekerdi gideceğim yere kadar. O yüzden umursamazdım ben, nasılsa her şeyi bir yapan var. Önemsemezdim, önemsemezmişim, önemsizmiş benim için. Oysa yok şimdi ne ses ne koku ve de el.

Nafile akan yaşlar dindirmedi acımı. Çare olmadı çaresizliğime. Kabullenmekten başka ne var yalnızlığı. Kabullendim ben de işte. Düşündüm ve düşündüm. Ses ne demişti daha önce? Sağdan mıydı bu yol yoksa soldan mı? İleri miydi sadece? İki elimle sıktım başımı ve sıktım sıkıca gözlerimi. Hatırlayamadıkça salladım başımı. Salladım ve salladım. Kaybolmuştum, yolumu nasıl bulacaktım? Meğer ne zavallı, ne cüretkar, ne hadsizmişim! Her şeyi bildiğimi zannederken ne kadar cahilmişim! Tüm bunları anlamak için bu kadar düşmeliymişim.

Anladım düşüncesizliğimi. Kabullendim kendimi. Dipteyim ve kaybettim her şeyi. Nefes aldım. Ve verdim yine sefilce. Döndüm başa, en başa. Ama temiz değildi bu sefer defterim. Olsun, dedim kendime ve ele söz verdim ve de sese. Bu sefer yürümeyi öğrenecektim.

Eskisi Gibi

Seni özledim demek isterdim
Eskisi gibi.
Eskisi gibi rahat ve özgürce,
Aklıma düşünceler getirmeden,
Pervasızca.
Sana ihtiyacım var demek isterdim
Yine çocukça
Ama korkmadan ama sıkılmadan
Ama masumca.
Seni seviyorum demek isterdim
Tüm umursamazlığımla.
Kelimelerimi aldın benden,
Masumiyetimi.
Sorular ve sorular
Kafamda acabalara dair,
Esir ettin beni.
Karanlık çöktü yine üstüme
Ve yine yalnızlık.
O kahrolası yalnızlığa
Zincirledin beni.