5 Nisan 2012 Perşembe
Kayıp Kaşif
Çıkmıştı yola Kaşif, mutlulukla. Şendi kalbi, çocukları kıskandıracak kadar. Azimliydi, kararlıydı, güçlüydü. Sonuna varacak mıydı? Meraklıydı. İlerledi Kaşif. Baktı, kokladı, dokundu, duydu, tattı. Teker teker kaydetti herbir yeniliği. Devam etti Kaşif, daha nereye gitmeliydi? Öyle şeyler gördü ki, şaşırtmaz oldu bir diğeri. Ne çok koku vardı, algılayamaz oldu başkalarını. Güçlüydü, azimliydi, kararlıydı Kaşif. Meraka ne olmuştu? Neden yarı yolda yorulmuştu? Şimdi çocukları kıskanma sırası kendisinindi. Öyle kıskanıyordu ki, tek tesellisi, onların da bir gün kendisine benzeyeceğini bilmesiydi. Fakat yine de üzüldü, keşke böyle olmasaydı. Durdu Kaşif, daha fazla gidemedi. Neredeydi göremedi. Zaten niye gelmişti? Düşündü, düşündü, düşündü, nedenini bulamadı. Çıkmıştı yola Kaşif, mutlulukla. Kalbi şendi. Çıkmıştı, mutlulukla. Çıkmıştı...Çıkmıştı. Rehberi rüzgardı. Güçlüydü Kaşif ama rüzgar yorulmazdı. Yoruldu Kaşif, rehberini bıraktı. Şimdi mutsuzdu, şimdi kararsız. Artık keşfetmek istemiyordu. Anladı ki hepsi birbirinden farksız. Bildiğinin içinde bilinmeyenle kaybolmak ve yeniden bulunmak istiyordu. Artık biliyordu. Biliyordu Kaşif. Yeniden çıktı yola. Huzurla, sabırla. Bu sefer yolu tanıyordu.
28 Ocak 2012 Cumartesi
Esir
Kendi aklıma hapsettin beni,
Sıkıyor zincirlerimi zaman.
Zaman!
Düşman şimdi bana.
Zaman!
Dalga geçiyor acımasızca.
Anahtarların sahibisin şimdi
Oyalandıkça deliliğim artar.
Dayanmak ızdırap,
Dayanmak ziyan.
Anlayamazsın işkenceni,
Beni ne kadar hırpalar.
Ey hücrem!
Ey zindanım!
Ey sevgilim!
Kilidi açacak gelmiyor.
Sen de bırakmaz mısın ki
Gideyim.
Acımaz mısın halime,
Görmez misin,
Ne dertteyim.
Ya sen bırak, ya gelsin anahtar
Gücüm tükenmek üzere
Korkarım ki artık,
Sonumu hissetmekteyim.
Sıkıyor zincirlerimi zaman.
Zaman!
Düşman şimdi bana.
Zaman!
Dalga geçiyor acımasızca.
Anahtarların sahibisin şimdi
Oyalandıkça deliliğim artar.
Dayanmak ızdırap,
Dayanmak ziyan.
Anlayamazsın işkenceni,
Beni ne kadar hırpalar.
Ey hücrem!
Ey zindanım!
Ey sevgilim!
Kilidi açacak gelmiyor.
Sen de bırakmaz mısın ki
Gideyim.
Acımaz mısın halime,
Görmez misin,
Ne dertteyim.
Ya sen bırak, ya gelsin anahtar
Gücüm tükenmek üzere
Korkarım ki artık,
Sonumu hissetmekteyim.
20 Ocak 2012 Cuma
Nice Mutlu Senelere!
bir dilek,bir söz,bir temenni. mutluluktur, ne garip değil mi! hatırlanmak, anılmak, beklemek, ummak...
özel günler küçük bir test misali. insan kimi anar, kimi sorar, kimi özler, kimi yoklar?
sadece değer verdiğini!!!
değer belki çıkar için,belki bir beklentisi var. ayırt etmek mümkün mü değerin değeri ne kadar?
yalandır tüm inkarlar, kendine karşı koymalar,gözlerini kapatmalar. insan sevgisinin karşılığını bir şekilde... mutlaka arar.
16 Ocak 2012 Pazartesi
Mutluluk Nedir Ki!
Mutluluk, dağ eteklerinde yaşayan bir çobanın, koyunlarını sağ salim köyüne götürebilmesidir.
Mutluluk, yıllarca süren bir savaşta, çadırlarda yiyecek sıkıntısı çeken insanların o gün de karnını doyurmasıdır.
Mutluluk, bir ev kadınının, işlerini erkenden bitirerek kendine vakit ayırmasıdır.
Mutluluk, musluğu hiç görmemiş, hiç duymamış bir kimsenin ihtiyacı olan su için kilometrelerce yürüyerek, binbir zahmetle kuyudan suya ulaşmasıdır.
Mutluluk nedir ki!
Borsada hisseleri zararla başlayan kişinin günü karla kapatması, uzunca bir süre sırt üstü yatmak zorunda kalan hastanın kısa süreli de olsa yan tarafına dönebilmesi, küçük bir çocuğun yolda giderken parka denk gelmesi midir?
Nedir bu mutluluk ki, artık kalıplara dökülüp uğruna değerler biçilen. Olmazsa olmazlara dönüşen. Talepler çoğaldıkdıkça, kıymeti bilinmeyen...
Mutluluk şimdi çekirdeği alınmış meyve misali, bütününden ayrılmış. Gerçek, hayal dünyasında yaşamaya başlanmış. Tıpkı arkadaşlıkların sanal alemde yalan yanlış yaşandıkları gibi.
Oysa mutluluk, herşeydir, herşeydedir, heryerdedir.
Mutluluk, aramanı gerektirmeyen, çağırman için gözlerinin içine bakan bir gariban.
Mutluluk, seni bırakmayıp hep yanıbaşında olandır.
Mutluluk, yıllarca süren bir savaşta, çadırlarda yiyecek sıkıntısı çeken insanların o gün de karnını doyurmasıdır.
Mutluluk, bir ev kadınının, işlerini erkenden bitirerek kendine vakit ayırmasıdır.
Mutluluk, musluğu hiç görmemiş, hiç duymamış bir kimsenin ihtiyacı olan su için kilometrelerce yürüyerek, binbir zahmetle kuyudan suya ulaşmasıdır.
Mutluluk nedir ki!
Borsada hisseleri zararla başlayan kişinin günü karla kapatması, uzunca bir süre sırt üstü yatmak zorunda kalan hastanın kısa süreli de olsa yan tarafına dönebilmesi, küçük bir çocuğun yolda giderken parka denk gelmesi midir?
Nedir bu mutluluk ki, artık kalıplara dökülüp uğruna değerler biçilen. Olmazsa olmazlara dönüşen. Talepler çoğaldıkdıkça, kıymeti bilinmeyen...
Mutluluk şimdi çekirdeği alınmış meyve misali, bütününden ayrılmış. Gerçek, hayal dünyasında yaşamaya başlanmış. Tıpkı arkadaşlıkların sanal alemde yalan yanlış yaşandıkları gibi.
Oysa mutluluk, herşeydir, herşeydedir, heryerdedir.
Mutluluk, aramanı gerektirmeyen, çağırman için gözlerinin içine bakan bir gariban.
Mutluluk, seni bırakmayıp hep yanıbaşında olandır.
6 Ocak 2012 Cuma
Andante
Tomurcuklar hazır bekliyor çiçek açmak için sırada. Pembe, beyaz, eflatun. Güneş ışıldıyor cıvıl cıvıl dalların arasından, bakıyorum gözlerim hülyalı. Bir meltem taşıyor kokusunu baharın. Çekerken içime tazeliği, ciğerlerim coşuyor. Kuşları seyrediyorum, aklımdan geçen... huzur! Mutluluk takip ederken peşini, saçlarım tenimi okşuyor. Gençliğim bir lütüf, bir armağan, bir şükran. Sevebilmek bir nimet şimdi bana. Anı değerlendirmeli, biliyorum. Kısacık ömrümün baharı ne tatlı. Çiçeğin üzerindeki böcek batmıyor bana, iğrenmiyorum, korkmuyorum, kaçmıyorum. Gözlerim fark edebiliyorken güzellikleri, faniliklerin zevkine varıyorum. Kulağımda suyun müziği, en güzel namelerini çalıyor benim için. Büyüleniyorum dinlerken, büyüsü fikrime bulanıyor. Uzaktan çocuk sesleri, kuşların kanatlarında geliyorlar. Hayatın çekirdeği, yörüngesinde bizler. Damarlarımızdaki tazelik, gözlerimizdeki fer. Yağmur damlaları firar etmiş. Aldırmadan ölümlerine semadan atlıyorlar. Uzatıyorum elimi, kurtarır mıyım diye. Yanılmışım! Dokundukça can buluyorlar. Zaman yavaşlıyor sanki, nefesim hissedilmeyecek kadar derinden. Evren bile bana ayak uyduruyor. Bakıyorum, dinliyorum, kokluyorum. Tüm zerreler hislerimde. Anlamlı, manalı, açık ve de seçik. Sadece bir müddet... bir müddet mükemmellik ellerimde. Sonra... eriyor, kayboluyor, müzik duruyor. Hayat olanca sıradanlığıyla beni bir kez daha karşılıyor.
5 Ocak 2012 Perşembe
...
Ağzımda bir dolu söz, boğuluyorum...
Boğulmuyor.
Sorular, sorular, sorular.
Kemiriyorlar beynimi, sussunlar artık...
Susulmuyor.
Susmak, konuşmak, arada kalmak.
Bir kaybolup, bir var olmak.
Yürümek bitirmiyor, aşmak kar etmiyor.
Engeller yerinde, düğümler bağlı.
Yılan gibi kıvrılıyor önümde upuzun yollar.
Mutluluk düşlerimde...
Vazgeçmiyorum.
Bırakmıyorum yakasından, peşinde hala bir zavallı.
Dinginlik, bir deniz.
Dalgasız, durgun, sakin, huzurlu.
Koşup kavuşamadığım,
Rüzgarın sürükleyip elimden uçurduğu mu?
Yalan alemindeki gerçeksin sen...
Huzur!
Büyülenmiş gözlerimin tek ilacı.
Parçalanmış aklımın dermanısın.
Huzur... Ey Huzur!
Boğulmuyor.
Sorular, sorular, sorular.
Kemiriyorlar beynimi, sussunlar artık...
Susulmuyor.
Susmak, konuşmak, arada kalmak.
Bir kaybolup, bir var olmak.
Yürümek bitirmiyor, aşmak kar etmiyor.
Engeller yerinde, düğümler bağlı.
Yılan gibi kıvrılıyor önümde upuzun yollar.
Mutluluk düşlerimde...
Vazgeçmiyorum.
Bırakmıyorum yakasından, peşinde hala bir zavallı.
Dinginlik, bir deniz.
Dalgasız, durgun, sakin, huzurlu.
Koşup kavuşamadığım,
Rüzgarın sürükleyip elimden uçurduğu mu?
Yalan alemindeki gerçeksin sen...
Huzur!
Büyülenmiş gözlerimin tek ilacı.
Parçalanmış aklımın dermanısın.
Huzur... Ey Huzur!
15 Kasım 2011 Salı
Dilenci
Açlıktan mıydı bu halsizlik, yokluktan mıydı yorgunluk, bilemiyordu sebebini dilenci. İhtiyaçlarını karşılamaya yetmiyordu elindekiler. Sahip olduklarıyla yetinemiyordu bir türlü. Baktıkça başkalarına yakasını bırakmıyordu kıskançlık. İnkar etmesi faydasızdı, direnmesi beyhude. Canını yakıyordu işte, esiriydi bu hislere. Böylesine biçare olmak hınçtı onun için, kızgınlıktı, öfkeydi. Özgür olabilmek için neler vermezdi ama sahip olduğu neyi vardı ki! Bıçak gibi saplanıyordu, şahit olduğu her paylaşım. Nasibini alamadığı, yakınındayken uzanamadığı, isteyip de kavuşamadığı. Onuru nasıl da ayaklar altındaydı, dilendiğini bir tek kendi bilsede. Anlamalarından ölesiye korkuyordu üstelik. Gururu önemliydi hala, bedeline dayanabiliyordu şimdilik. Kibrinin tahammülü yoktu aralarındaki ilişkiyi sonlandırmaya. Bırakmaya niyetli değildi, dirayetli çıkmıştı oldukça. Oysa biliyordu ki dilenci ne gurur, ne kibir sırtından bıçaklayamayacağı kadar önemli değildi, sonunda pes edeceği hale geleceği muhtaçlıkları karşısında!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)