9 Mart 2014 Pazar

Forrest Gump'ın Doğa Üstü Yardımcısı

Güçlüklerle boğuşurken 'doğaüstü yardımcınız' kimdir? En zor anlarda size sihirli değneğini dokunduran ya da gizemli sözcükleri vererek canavarı alaşağı etmenizi sağlayan? Şüphesiz Forrest'ın yolculuğunda gizemli büyücü, annesi olarak çıkar karşımıza. Forrest bu yardımı hiç reddetmeyerek tüm engelleri aşar. Forrest mevcut zekasıyla hepimizde var olan saflığın bir temsilcidir sanki. Zeka ilerledikçe saflık ironik bir şekilde azalır. Şeytan, ayrıntıda gizlidir!

Forrest, çocukluğumuza dair masumiyetle, annesinin koruyuculuğundan hiç azledilmez. Çünkü annesinin sözlerini hiç tek etmez. Çocuklar için anneler her zaman haklıdır!

Gel gelelim küçük Jenny'nin annesi yoktur. Zorlu yolculuğu boyunca doğruları ararken, tökezlerken, canı yanarken onu koruyacak sözlere sahip değildir. Jenny, o sihirli sözleri bulabilmek için çok fazla bedel ödemek zorundadır ve bulduğunda kendisi artık bir annedir. Jenny, ateşin çemberinden geçerken, yeniden dirilmesini minik erkeğine borçludur. O andan itibaren Jenny de minik Forrest için sihirli sözcüklere sahip bir büyücü olmuştur ve onun sayesinde ölüp-dirilme seramonisini tamamlayarak başlangıç noktası olan evine geri dönebilmiş, onu korumanın en iyi yolunu nihayet bulmuştur.

Hikayenin kadınları, gizli birer büyücüdür ve bundan nasibini Teğmen Dan da alır. Teğmen Dan, savaşta bacaklarını kaybederek tüm inancını yitirdikten sonra, hayata tutunmaya kendisini kurtaran Forrest ile başlamış görünse de yeni bir bacağa ihtiyaç duymaz. Ta ki Forrest'ın düğününe nişanlısı ve yeni bacaklarıyla geldiğinde nihayet hikayesini tamamlamış olduğunu anlarız.

Forrest'ın masumiyetindeki değişmezlik adeta dış görüntüsüne yansır. Giyim şekli hatta saçları bile hep aynıdır. Oysa Jenny hiç bir karede bir önceki kişi değildir. Başlangıç noktası olan evine dönene kadar kılıktan kılığa girer. Belki de bu durum kadınların inkara mahal bırakmayacak gerçeği olan değişimlerinin bir göstergesidir, kim bilir?

Hikayenin sonuna yaklaşırken, Forrest'ın ilk kez annesinin bir sözünü, karşı gelmese bile, kabullenmekte zorlandığını görürüz. Forrest, annesinin ölümünü- yine annesinin 'ölüm hayatın bir parçasıdır' sözü sayesinde- daha rahat atlatabilirken, Jenny'nin kaybında başaramaz. Forrest ilk kez ağlar. Forrest belki de büyümeye başlar...

31 Ocak 2014 Cuma

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 8

Ka'ma'nın odadan çıkmasıyla Di'na, Ela üzerindeki hakimiyetini kurmaya başladı.

'Ne Galaksi, ne de senin Dünyan umurumda değil. Fakat Ka'ma'nın zarar görmesine izin veremem. Bu yüzden dediklerimi harfi harfine yapacak ve asla sorgulamayacaksın. Eğer bunu başarabilirsen korkmamızı gerektiren bir şey olmaz. Anlamasan da bana güvenmelisin.'

Ela, Di'na'dan hoşlanmamıştı. Fakat Ka'ma kendisini sadece kardeşine emanet etmişti. Bu yüzden onu anladığını belirtir bir şekilde başını salladı. Onaylandığını anlayan Di'na devam etti.

'Ka'ma yanıma her gelişinde sizlerden bahseder. Irkınız hakkında oldukça geniş bir bilgiye sahibim. Korkma! Nelere dayanıp dayanamayacağını biliyorum. Şimdi kısa bir süreliğine buradan ayrılacağım. Ben gelene kadar biraz dinlenebilirsin. Ben yokken kimse odaya girmeye cesaret edemez,' dedi ve odadan çıktı. Di'na giderken muhafızlarını da yanına aldı.

Di'na'nın kendinden emin tavırları Ela'yı etkilemişti. Duruşu, hareketleri ve sesindeki tını karşısındakini kolaylıkla etkisi altına alıyordu. Ne istediğini bilen birisinin keskin ve tutkulu bakışlarına sahipti. Bu bakışlar, Ela'nın Di'na'ya kendini teslim etmesini daha da kolaylaştırdı.
Di'na, söylediği gibi çok geçmeden geri döndü. Etrafına kısaca bir göz attıktan sonra Ela'ya,

Tabakta duran yiyeceklerden birkaç tanesini cebine doldur ve hemen balkona çıkıp aşağıya inmeye çalış,' dedi. Ela'nın şaşkınlığına aldırmayan Di'na sinirlenerek, 'Sana çabuk olmanı söyledim,' diye Ela'yı azarladı.

Sorgulamaktan vaz geçen Ela denilenleri yaparak balkona çıktı. Balkondan manzara oldukça göz alıcıydı. Bahçe devasa şekilde büyüktü. Duvarlara ve kolonlara güçlü, sarmaşığa benzer bitkiler sarılmıştı. Ela, onların yardımıyla kolayca aşağıya ineceğini düşündü. Tam bitkilere tutunmuştu ki içeriden bir bağırtı koptu. Ne olduğunu anlayamayan Ela, bakmak için geri dönerken etrafı muhafızlar tarafından kuşatıldı. Muhafızlar, Ela'yı içeriye sürüklerken, telaş içindeki Baş Nedime de yetişti. Ela başta olmak üzere herkes neye uğradığını şaşırmıştı. Di'na tehditkâr bir biçimde Baş Nedimeye baktı ve,

'Bu ne cüret! Benim odama böyle sefil bir yaratık nasıl girebilir?' diyerek adeta kükredi.

Durum o kadar olağan dışıydı ki, kimse bir anlam veremiyordu. Baş Nedime şaşkınlığından sadece,

'Bu imkansız!' diyebildi.

Verdiği cevap, Di'na'nın, kanları donduracak bir kahkaha atmasına neden oldu.

'Demek imkansız! İmkansız dediğin şey tam karşında duruyor.'

'Efendim ben...ben gerçekten...' Di'na, Baş Nedime'nin sözünü bitirmesine izin vermedi.

'Çabuk Muhafızların Komutanını huzuruma getirin' diye emretti. Bir, iki dakikaya Muhafızların Komutanı Prensesin huzurunda eğiliyordu.

'Demek beni böyle koruyorsunuz Komutan? Her aptal elini kolunu sallayarak odama girebiliyor, öyle mi?'

Di'na sorumluları olabildiği kadar ezip, savunmaya fırsat bırakmayacak kadar hızlı hareket ederek, yargısız infazla işlerini bitirmeyi planlıyordu.

'Kimmiş bu kız?' diye Nedime'ye sordu. Baş Nedime, bilgi almak için gönderdiği yardımcısından, kızın yeni gelen kafileden olduğunu öğrendi. Durum çok hızlı geliştiği için detaylarla ilgilenemeyen Baş Nedime, o an bu bilgiyle yetinmek zorunda kaldı.

'Dua et Komutan! Dua et ki şapşal bir hizmetçi nereye gireceğini bilememiş. Sadece bu seferlik merhamet göstereceğim. Bütün muhafızlarınla birlikte, tabi rütben indirilerek, devir teslim işlemlerine başla. Kızı da karanlık odaya hapsedin. Bir hafta boyunca yemek verilmeyecek. Yaşaması için günde tek sefer sıvı verin yeter. Şimdi gidebilirsin.'

Komutan, Prenses tarafından hayatının bağışlanmasına minnet duyarak, yanında Ela ile birlikte ayrıldı. Di'na korku içinde bekleyen Baş Nedime'ye ise,

'Bir hafta sonra kızı, bizzat kendin benim için eğitmeye başlayacaksın' dedi.

Emir üzerine Baş Nedime buz kesti. Bu ceza son derece onur kırıcıydı. Hizmetçilerin seçimine Kraliçe bile karışmazdı. Bu sadece onun yükümlülüğündeydi. Fakat bu cezaya itiraz edemezdi. Uğradığı hakarete katlanmak zorundaydı. Rengi atmış bir şekilde Prensese saygılarını sunup dışarı çıktı.

Dina, istediğine kavuşmanın verdiği zevkle yiyeceklerden birini alıp keyifle ısırdı. Planı iyi işlemişti. Verdiği cezalar yüzünden kimse olayların detayına inme cesaretini göstermeyecekti. Ayrıca Ela'yı karanlık odaya saklayarak, onu Toron'un casuslarından gerektiği kadar korumuş olacaktı. Yeni geldiği anlaşılmayacak ve dikkatleri çekmeyecekti. Baş Nedime'nin cezası sayesinde de Ela'yı yakınında tutmayı başarmış olacaktı. Artık önemli olan tek şey, bu oyunu annesini inandırabilmekti.

..................

Majesteleri U'maa ile Ka'ma hakkında görüşen Kraliçe Numira, tavrını sert bir şekilde ortaya koymaktan çekinmemişti. İkili arasında yaşanan bu gerginliğin esas sebebi Prens'in evlilik meselesiydi. Kraliçe, Prens'in dizginlenemez davranışlarını evlilikle yavaşlatabileceğini umuyordu. Majesteleri de Kraliçe ile aynı fikirdeydi. Yine de erken bir evliliğin getireceği sorunlardan endişe duyuyordu. Ayrıca Ka'ma tavırlarını evlilikle bile düzeltecek bir tip değildi. Bu yüzden sorunlar iki kat zorlaşmış olacaktı. Tartışmayı uzatmanın bir anlamı olmadığını anlayan Kraliçe, durumu kendi yöntemleriyle çözebileceğini düşünerek oradan ayrıldı.

Nihayet babasıyla görüşen Ka'ma kızgın bir şekilde soluğu Kraliçe'nin yanında aldı. Sımsıkı yaptığı yumrukları, kendini sakinleştirmek için ne kadar zorlandığının bir göstergesiydi. Tek dizinin üstünde, başı eğik bir şekilde Kraliçe'ye saygılarını sunarken, öfkesine yenik düşmemek için direniyordu. Kraliçe mağrur bir şekilde ağır adımlarla Ka'ma'ya yaklaştı ve kalkmasına izin verdi. Göz göze geldiklerinde Ka'ma'nın düşmanlığını açık bir şekilde gören Kraliçe, ondan korkmadığını belirtircesine bakışlarını kaçırmadı. 

'Sizi böylesine sinirlendiren nedir Prensim?' derken sözlerindeki alaycılık Ka'ma'nın sabrını zorlayan son şey oldu.

'Nasıl olur da beni Dünya'nın koruyuculuğundan azlettirirsiniz?'

Kraliçe, Majestelerine Ka'ma'nın gerçek bir ceza almadan durulmayacağını ve bu cezanın da Ka'ma'yı o çok değer verdiği Dünya'sından ayırmak olduğunu belirtmişti. Bu soruyu bekleyen Kraliçe Numira,

'Yanlış bilmiyorsam benim böyle bir yetkim yok Prensim', dedi. Cevaba dayanamayan Ka'ma,

'Kraliçem, bu sefer çok ileriye gittiniz,' diyerek son sözünü söyledi ve çıkmak için müsaade istedi. Fakat çıkmak üzereyken Kraliçe,

'Hayır Prensim, henüz çok ileri gitmedim. Beni mecbur bırakmamanızı dilerim,' diyerek Ka'ma'nın dikkatini çekti.

Kraliçe asla boş konuşmazdı. Ka'ma bunu çok iyi biliyordu. Kendisini Dünya'dan koparmayı başardığına göre bu sözler daha da ötesi içindi. İyice gerilen Ka'ma yüzünü Kraliçe'ye döndüğünde beklediği alaylı bakışlar yerine, güce sahip olanlara has bir vakurluk gördü. Bu görüntü Ka'ma'yı daha da çaresiz bıraktı.

'Ne demek istiyorsunuz?'

Bir müddet sessizliğini koruyan Kraliçe,

'Evlilik hazırlıklarına başlanması için itiraz etmemenizi istiyorum,' dedi.

Ka'ma, Kraliçe'nin elinde her ne varsa gerçekten önemli olması gerektiğini düşündü. Kraliçe ilk kez, Ka'ma'ya kendisi direktif veriyor, üstelik ondan da buna karşı çıkmamasını istiyordu.

'Peki ya aksi durumda ne olur?' diyerek Ka'ma, Kraliçe'nin elindeki kozu görmek istedi.

Ka'ma'ya iyice yaklaşan Kraliçe, gözlerinin içine bakıp, oldukça kesin bir şekilde,

'Dünyalını bulur ve gerekeni yaparım', dedi.

Korkak

Ta ezelden kırsalar kanadını
Uçmak yerine sürünsen
Hiç bilmesen göklere aitliğini
Kafanı her kaldırış bir tehdit
Zincirlerle bağlı ayakların.
Yaraların iyileşirken
Kanatsalar
Bir daha, bir daha, bir daha...
Özgürlük yerine esaret,
İşlenir benliğine.
İşte bu yüzden
Tam da bu yüzden
Korkmaz mısın kaçmaya?
Bilmezken yükselmeyi
Havalanırken korkmaz mısın?
Susturulurken, umutların yıkılırken
Şimdiye kadar alışmışken
Hazır mısın kendinle savaşmaya ?

Bilirim!

Bilirim aşk ne demek
O kalp çarpıntısı, depremler zihninde
Nefesini keser de öldürmez seni.

Bilirim sevmek ne demek
Günün, gecen, ayın, yıldızın
Tüm evren
O gözler, o yüz, o nağme
Eritir, delirmezsin yine de.

Bilirim kara sevdayı
Canından can, onu bir an görmek
Zulüm, onsuz geçen her saniye
Her nefes.

Bilirim bir büyü, bir efsun, bir sihir
Kanarsın seve seve
Bilirim, bilirim de
Karşısında boynum kıldan ince.

24 Ocak 2014 Cuma

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 7

Komutan Solon,

'Efendim! Baş gezegen  Edosa'ya giriş izni verildi', dedi.

Ka'ma'nın babası ile yüzleşmesine dakikalar kalmıştı. Ela'ya dönerek,

'Seni güvenli bir yerde saklamak zorundayım. Yanımda olman çok tehlikeli olur. Toron'un casusları beni izleyecektir', dedi.

Ela sesini çıkarmadı. Denilenleri yapmaktan başka bir çaresi olmadığını biliyordu. Birkaç dakika içinde Edosa'ya indiklerinde Ka'ma, Ela'yı bir kez daha uyardı.

'Sakın gözlerini yerden ayırma!'

İkisi birlikte, sadece Prense ait özel bir geçitten yol alarak ilerlediler. Ela, uyarıyı o kadar ciddiye almıştı ki önünde bir direk olsa ona çarpabilirdi. Zeminin parlaklığı gözlerini kamaştırarak, kısmasına neden oluyordu. Bir kaç dakika içinde gözleri sulanmaya başlayınca kalp atışları hızlanıp panikledi. Ka'ma, gözyaşının sadece insanlara has olduğunu ve ne olursa olsun kendisini kontrol etmesi gerektiğini söylemişti. Ka'ma'nın, gözlerini yerden ayırmaması gerektiği konusundaki ısrarını şimdi anlayabiliyordu. Önünde birleştirdiği ellerini sıkmaya başladı bir faydası olacakmış gibi. Başını hafifçe sağa, sola çevirince yalnız olduklarını fark etti.

'Yalnızsak neden benim bu kadar gerilmeme sebep oldu?' diye düşünerek Ka'ma'ya sinirlendi Ela. Tam başını kaldıracakken gizlice izlenebilecekleri fikri geldi aklına ve bu düşünceyle yeniden gerildi. Eğer gözlerinin yaşarması biraz daha devam ederse, düşmelerine engel olamamaktan korkuyordu. Gözlerini kırpıştırdı, kocaman bir şekilde açtı, elinden ne geliyorsa yaptı ama nafile. Bir türlü engel olamadı. Daha fazla dayanamayıp yavaşça elini kaldırarak göz yaşını sildi. Her an yakalanacakmış gibi tetikte beklerken mekanın değişmiş olduğunu anca fark edebildi. Bir kız, sevinç çığlıkları atarak Ka'ma'ya sarılıyordu. Kız,

'Bu sefer babamı çıldırtmayı kesin olarak başardın', diyordu Ka'ma'nın boynuna dolanmış bir şekilde. 'Fakat ben senin iyi olduğundan adım kadar emindim. Söyle bakalım, bu sefer başını nasıl bir şey için belaya soktun?'

Ka'ma, kendisine yapışmış durumdaki kızı yavaşça kendinden uzaklaştırıp, sevgi dolu bir gülümsemeyle yüzüne baktı ve

'Yalnızca sana emanet edebileceğim bir şey için', dedi.

Cevap oldukça çekici geldi kıza. Kendisine duyulan güvenin verdiği gurur ve şımarıklıkla,

'Neymiş bu kadar önemli olan şey acaba?' diyerek odanın içinde edalı bir şekilde gezindi.

Ka'ma,  Ela'ya göz atıp onu ima ettikten sonra tekrar kıza baktı. Kız o an varlığını bile önemsemediği Ela'ya afallamış bir şekilde gözlerini dikti. Ela'nın yanına yaklaşarak bir uydu gibi döndü etrafında. Sonra manasız bakışlarla Ka'ma'dan bir açıklama gelmesini bekledi. Ka'ma, kızın şaşkın halinden oldukça keyif almış gözüküyordu. Bu kadar eğlenceyi kafi bularak,

'Benim biricik Di'nam, senden bu kızı bir süreliğine himayen altına almanı istiyorum', dedi.

Dina, bir kaç saniye sessiz ve ifadesiz bir şekilde Ka'ma'nın karşısında kalakaldı. Duyduklarını idrak edememiş gibi bir hali vardı. Koca bir ordu kendisini korumak için seferberken o bir kızı mı koruyacaktı? Ka'ma'nın sahip olduğu tek kız kardeşini küçük düşürmeyeceğini çok iyi biliyordu. Konu gerçekten ciddi olmalıydı. Kız kardeşinin sarsıldığını anlayan Ka'ma,

'Di'nam, bu kız bir Dünyalı ve onu kimseler bulmadan geri götürmem gerekiyor', diyerek başından geçenleri ayrıntısıyla anlattı.

O sırada hikayeyi Ka'ma'dan dinleyen Ela, sadece bir kaç saat içinde hayatının nasıl büyük bir hızla değiştiğini iyice özümsemiş oldu. Bir uzaylıyla tanışmış, onu ölümden kurtarmış ve kendisi ölümden dönmüştü. Tüm bu ölüm kalımlar arasında allak bullaktı. Olanları düşünürken, dışarıya baktığı camdan silik bir şekilde yansıyan görüntüsü ise kendisine evini hatırlatacak hiç bir izin kalmadığına en güzel örnekti.

'Galaktik hızla yol alıyoruz', demişti Ka'ma ilerledikleri hızı anlatırken. Galaktik hızla yeni bir yaşama itilmişti Ela. Üzgün olmak için yeterince sebebi vardı. Di'na'nın Ka'ma'ya bağırmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Di'na,

'Neden onu ölmesi için bırakmadın?' diye haykırıyordu. Öfkesi korkunçtu. Ka'ma için duyduğu endişe, nefrete dönüşerek Ela'ya doğru yönelmişti.

'O olmasa ölmüş olacaktım', dedi buz gibi bir sesle Ka'ma. Bu cevap, bir tokat gibi yüzünde patlayarak Di'na'yı kendine getirdi. Bir müddet bekleyip sakinleştikten sonra,

'Kızı bana getirmekle çok doğru düşünmüşsün. Baş nedimeye, onu yakınlarımda tutacak bir görev vermesini sağlarım. Benim yanımdayken onun için endişelenmene gerek kalmayacak,'dedi

Ka'ma bu cevap üzerine oldukça rahatladı. Kardeşine güveneceğini biliyordu. Kraliçe ile arasındaki gerginlik asla ikisinin arasına girmemişti. Di'na doğduğunda, küçücük parmaklarıyla Ka'ma'nın elini tuttuğu andan itibaren Ka'ma'nın gönlüne yerleşmişti. Di'na,

'İsmi ne?' diye sorduğunda Ka'ma, Ela'ya bu soruyu hiç sormadığını fark etti. Bunu anlayan Di'na gülümsedi ve,

'Tam da senden beklenecek bir durum. Koca bir kaosu bu kız için göze alıyorsun ve daha ismini bile bilmiyorsun', dedi kafasını sallayarak. Ne diyeceğini bilemeyen Ka'ma cevabı merakla bekleyerek Ela'ya baktı.

'Adım Ela. Korkarım artık ona da sahip olamayacağım, öyle değil mi?' derken üzgün olduğu her halinden belliydi.

'Üzülmene çok da gerek yok. Küçük bir değişiklikle bunu halledebiliriz. Adın artık E'laa. Bunu da hallettiğimize göre sen artık gidebilirsin Ka'ma. Annem, babamın yanında. Neler olacağını söylememe gerek yok sanırım. Oyalanman senin aleyhine olacaktır', diyerek bilmiş bir tavırla Ka'ma'yı uyardı.

'Evet, gitmeliyim. Fakat korkmana gerek yok bunu biliyor olman lazım', diye cevap verirken tek gözünü bir sorun olmadığına inandırmak için kırptı Ka'ma. Sonra Ela'ya dönerek,

'Endişelenmemizi gerektiren bir durum kalmadı. Burada güvendesin. Di'na ne söylerse onu yap. Buraya sık sık geldiğim için kimse herhangi bir şeyden şüphelenmeyecektir. Şimdi gitmeliyim', dedi ve odadan çıktı.


29 Aralık 2013 Pazar

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 6

'Usta! Eğer bir kişiyi bile korumaktan acizsem, evrenin hakimiyetini ve koruyuculuğunu nasıl talep edebilirim? Sence ben o kadar aciz miyim?'

Ka'ma'nın sorusu oldukça tehditkardı. Adeta burnundan soluyordu. Bu görüntüye tanık olan Ela, Ka'ma ile karşılaştığı andan itibaren ondan ilk kez korktu. Soru üzerine Usta Da'la tüm yetisini kullandı.

'Prensim! Size yalan söylemeyeceğimi bilirsiniz. Sizi uyarmak benim başlıca vazifem. Tüm bunları bir kenara bıraksak bile, elimde büyüdünüz. Henüz politik savaşlar için yeterli deneyiminiz yok. İleride anlayacaksınız ki, bazen çoğunluğun iyiliği için üzücü kayıplar gerekir.'

'Yeter! Daha fazla duymak istemiyorum. Bütün sorumluluk bana ait. Kız korumam altında olacak.' Ka'ma'nın son sözleri itiraza mahal vermiyordu.

Ka'ma, Ela'ya kaygılı gözlerle baktı. Ela'nın sorgu dolu bakışlarına nasıl cevap vermesi gerektiğini düşünerek onun yanına gitti. Tüm olanların cevabını verecek kişinin ne söyleyeceği Ela'yı korkutuyordu. Öğrenmek isteyip istemediğine kararsız gibiydi. Her ne olmuşsa iyi şeylerin olmadığı aşikardı.

'Nasıl hissediyorsun?' diyerek söze başlayan Ka'ma oldu.

'Canım çok yanıyor.'

'Avcılar sanırım o küçük geyiğin peşindeydi. Çok ağır yaralandın. Seni getirmeye mecbur kaldım.'

'Neden benim yüzümden tartışıyorsunuz? Sorun ne? Neden Dünya'ya dönemiyorum?'

'Bunları sonra konuşuruz. Birazdan her şey düzelecek. İyi olacaksın.'

Ela, Ka'ma'nın elini tuttu. Ka'ma, Ela'nın itiraz edeceğini anlamıştı ve bu itiraza izin vermedi.

'Yaran ölümcül. Kendini yorarak enerjini boşa tüketmemelisin.'

Ela, karşı koymadı. İstese de yapamazdı. Kendini çok yorgun hissediyordu. Ka'ma'nın elini yavaşça bıraktı ve durumuna teslim oldu. O sırada, modül ile uğraşan asistanlardan bir tanesi Ka'ma'ya yaklaşarak,

'Prensim, modül hazır. Emrinizle başlayabiliriz', dedi. Onayı alan asistan Ela'yı modüle taşıdı.

Ela, modüle girdiğinde ansızın bir korkuya kapıldı. Uzayın derinliklerinde, tanımadığı kişilerce olmak onu huzursuz etmişti. Daha önceleri hissettiği yalnızlığın, şu anki hissettiklerinin yanında bir hiç olduğunu anlamasıyla kalbinde güçlü bir sızı hissetti. Bu his, istemsiz şekilde öksürmesine neden oldu. Ciğerindeki yara patladı ve ağzından kan geldi. Ela'nın tüm verileri ciddi bir şeylerin sinyalini veriyordu. Asistanlar ellerini çabuk tutarak modülü çalıştırdıklarında Ela can çekişerek kendinden geçti.

Ela, modülde beklenenden fazla kalmıştı. Ka'ma asistana,

'Neler oluyor? Neden bu kadar uzun sürdü?' diye sordu.

'Prensim, insan anatomisi oldukça güçsüz ve zayıf. Fazla enerji uygulayamıyoruz.'

Konuşmaları dinleyen Usta Da'la, Ka'ma'ya yaklaşarak,

'Prensim, Komuton Toron kızı bulabilmek için  Dünyalılar hakkında detaylı bilgiler edinecektir. Kızın dış görünüşünde bazı değişiklikler yapmalıyız. Ayrıca ses sistemini de ona yerleştirmemiz gerekli', dedi.

Ka'ma, Ustasının tekrardan kendisine yardım etmesine memnun olmuştu. Onsuz işinin çok zor olacağını biliyordu.

'Haklısın', dedi ve asistana yönelip gerekli talimatları verdi.

Ela, gözlerini açtığında huzurlu ve uzun bir uykudan uyanmış gibi gerindi. Kendini dinlenmiş ve iyi hissediyordu. Birkaç esnemeden sonra yattığı yerden kalkarak oturdu. Üzerinden atamadığı garip bir uyuşukluk, zihnini toparlamasına izin vermeyerek sersemlemiş bir hal almasına neden oluyordu. Kalkmaya çalışınca başı döndü ve olduğu yere bıraktı kendini. Birden bir yorgunluk çöktü üzerine ve uzandı tekrardan. Etrafına göz  atınca hiçbir şey zihninde çağrışım yapmadı. Sanki beyni koskocaman bir boşluktan ibaretti. Gerildiğini hissedebiliyordu. Ellerini saçlarına götürerek çekiştirmeye başladı. Hatırlayamamak, korkunçtu. Zincirleme reaksiyona sebep olan bu durum çığlıklarla son buldu.

Çığlığı duyan asistanlar, Ela'nın odasına doluşarak onu sakinleştirmeye çalışırken arkadan tanıdık bir ses durmalarını emretti. Asistanlar emirle birlikte dışarı çıktılar. Ela yattığı yerden gelen kişiye baktı. Ses, kendisini bir nebze de olsa sakinleştirmişti. Fakat gözleri onu tanımasına yetti.

'Ka'ma!' dedi şaşırmış bir şekilde.

Ela'nın yanı başına yaklaşan Ka'ma Ela'nın elini tutarak,

'Sakin ol' Birazdan her şeyi hatırlayacaksın', dedi.

Birkaç dakikalık sessizlikte Ela, yeniden her şeyi hatırladı. Hissettiği o dayanılmaz yalnızlık hissini de. Fakat Ka'ma'ya bakmak bu hissi yok etti birden bire.

'Az önce olanlar çok korkutucuydu', dedi.

'Tedavinin yan etkisi. Anatominiz çok kırılgan olduğu için fazla güç uygulanmadı. Yine de vücudun tepki verdi.'

Ela anlamış bir şekilde başını öne eğdi. Bu kadar zayıf olduğunu öğrenmek çaresizliğini arttırdı.

'Konuşulanları duydum. Neden geri dönemiyorum?'

'Dünya'ya ve yeni keşfedilen gezegenlere giriş yapmak yasak da ondan. Bak! Evrende iki büyük galaksi grubu var ve bunlar yüzyıllardır savaş içindeydi. Yapılan son anlaşma gereğince yaşam barındıran, yeni keşfedilmiş hiçbir gezegene giriş yapılmayacaktı. Eğer hangi taraf bu ihlali bozarsa, diğer taraf gezegen üzerinde hak iddia edebilecekti. Yani, eğer benim Dünya'da olduğum ispatlansaydı, gezegenin istila edilecekti. Fakat, Dünya hala tehlike altında. Çünkü sen buradasın. Sen ispatın ta kendisisin. Şimdi anlıyor musun?'

Ela ne diyeceğini bilemedi. Kafası allak bullak olmuştu ve kendini esir gibi hissediyordu. O kadar zavallı bir durum içerisindeydi ki kızmaya bile yeltenemiyordu. Karşısındaki kişinin dost mu düşman mı olduğunu bilemeden baktı yüzüne. Kendine güven veren o masum gözler, şu an tehditkardı. Ka'ma, kendisinin neler hissettiğini anlamış gibi,

'Ben Dünya'nı bu anlaşma yapıldığından itibaren koruyorum. Bizlere kısaca Koruyucular deniyor, İstilacılardan koruduğumuz için. Seni geri göndermenin bir yolunu mutlaka bulacağım. O zamana kadar bana yardımcı olmalısın.'

Ela'nın yüzünde acı bir tebessüm oluştu. Beyninde, evden en son çıkarken çarptığı kapının sesi ve 'gidiyorum' sözcüğü yankılandı.


8 Aralık 2013 Pazar

Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 5

'Gidiyorum!' diyerek hışımla kapıyı açtı Ela.

İçindeki yalnızlık ve kimsesizlik duygusu ayyuka çıkmıştı bir kez daha. Bastırmaya ve unutmaya çalıştıkça alttan alta kaynayan bu his, bir gün onu yeyip bitirecekti. Kapıyı arkasından kapatmadan önce bir kaç saniye boyunca bir cevap, bir ses, bir itiraz gelir mi diyerek bekledi. Fakat nafile, yine aynı sessizlik cevap verdi kendisine. Kapıyı aynı hışımla sert bir şekilde kapattı. Kapıdan çıkan ses beyninde uğuldadı. Uğultu, nefesini kesti. Nefes almak için cebelleşirken ter içinde uyandı.

Ela gözlerini açtığında etrafı net göremedi. Kalkmak için yaptığı hamle, sırtında nefesini yeniden kesen bir acıya neden oldu. Acıyla irkilen Ela neler olduğunu anlayamayıp, panik içinde düşünmeye başladı. Neredeydi?! Burada ne işi vardı? Kafasını, canı bir kez daha yanacak korkusuyla yavaşça sağa çevirince bir grup silüet gördü. Beynindeki uğultunun sebebi onlardan gelen gürültüydü. Henüz ne konuştuklarını net bir şekilde algılayamadığı için, gelen sesler beyninde yankılanıyordu. Kafasını diğer tarafa çevirdiğinde devasa bir karanlık, kendisini içine çekmek ister gibi tehditkardı. Ela gözlerini kısarak onun ne olduğu hakkında bir fikir yürütmeye çalıştıysa da bunda başarılı olamadı. Başı çok ağrıyordu ve gözlerindeki pus sinirlerini bozuyordu. Gerginliğine bir son vermek için hafızasını yokladı. Bilmediği bu yere nasıl gelmiş olabileceğini düşündü.Gözlerini kapatınca kamp yerini hatırladı. Ardından irkilerek uyanmasına neden olan ses ve devamındakiler, film şeridi şeklinde zihninde can buldu.

'Ka'ma!' dedi fısıltıyla. En son görüntü, Ka'ma'nın mavi gözleriydi.

Ela, telaşla kafasını devasa karanlığa çevirdi. Gözlerindeki pusun azalmaya başlamasıyla yıldızları daha net görebiliyordu şimdi.

'Hayır!' dedi Ela inanamaz bir şekilde. Başını yutkunarak diğer tarafa çevirirken, tanıdık birini göreceğinden emindi ve Ka'ma'yı diğerlerinin arasından kolaylıkla ayırabildi. Gözlerindeki sis perdesi geçmesine rağmen başı hala ağrıyordu Ela'nın. Yaptığı en ufak bir hareket, nefesinin kesilmesine neden olduğu için, Ka'ma'ya seslenmeye yeltense de vazgeçmek zorunda kaldı.

Ela dikkatlice baktığı zaman Ka'ma'yı oldukça huzursuz gördü. Yüzündeki ciddiyet kötü bir şeylerin habercisiydi sanki. Etrafında bulunan beş kişinin tavırları, Ona ne kadar saygı duyduklarını gösteriyordu. Fakat içlerinden en yaşlısı olduğu anlaşılan kişi, saygının yanı sıra belli ki onun üzerinde hükme de sahipti. Ela kendini konuşulanlara odaklayınca anlayabildiğini fark etti. Bu durum onun için şaşırtıcı sayılmazdı. Ne de olsa Ka'ma ile rahatça konuşmuşlardı. Ela, yaşlı olan kişinin surat ifadesinden anlaşılmasa da ses tonundan Ka'ma'ya sinirli olduğunu sezinledi. Yaşlı kişi,

'Prensim, Başkomutan Toron'un adamları çoktan devriyeleri sıklaştırmışlardır. Şu an Dünya'ya ikinci bir giriş yapmamız söz konusu olamaz. Size yalvarıyorum, bu sefer sağ duyulu davranın. Komutan Toron, size bu tuzağı hazırlarken, nasıl bir tepki göstereceğinizi çok iyi biliyordu. Sizi en zayıf tarafınızdan yakalayarak neredeyse başarıya ulaşacaktı. Eğer Dünyalı kız şans eseri size yardımcı olmasaydı belki de şu anda siz hayatta olmayacak, üstelik Dünya da Komutan Toron'un olacaktı. Bizler de anlaşmayı alenen bozduğumuz için onursuzlukla suçlanacaktık. Bunu düşündünüz mü hiç? Ekselanslarını düşündünüz mü? Hem evlat acısı çekecek hem onuru zedelenecek, yetmezmiş gibi galaksimiz veliahtsız kaldığı için büyük bir politik kaosla yüzleşecekti. Bütün bunlar hiç aklınıza geldi mi?' dedi olanca sakinliğiyle.

Prens Ka'ma sinirlerine hakim olabilmek için çabalıyordu. Ellerini alnında gezdirip derinden bir nefes aldı. Ka'ma'nın sesinin çıkmaması görülmüş şey değildi. Kendisine akıl verebilecek yegane kişi olan Usta Da'la'ya dahi kafa tutan Ka'ma'dan, şimdi tek bir itiraz bile gelmiyordu. Prens, çaresizliğini gizlemek için gruba sırtını dönmüştü. Onların yüzlerine bakmak istemiyordu. Hiç birinin, kendisine en ufak bir imada bulunmayacağını bilmesine rağmen, onlara karşı da kendini suçlu hissediyordu. Ne de olsa hepsi de Dünyayı koruma görevine başladığı andan itibaren yanındaydı. Kendisine olan sadakatlerini defalarca ispat etmişlerdi. Yaptığı hatayla adamlarını da zor duruma sokmuştu.

Prens'in bir süre dediklerini düşünmesine izin veren Usta Da'la konuşmaya devam etti.

'Prensim, bu sefer ki kayboluşunuzun uzunluğu nedeniyle Ekselansları çok meraklandı. Yaklaşık dört saattir yoksunuz. Bulunduğunuzu kendilerine haber verdik. Fakat yine de bir an önce kendileriyle görüşmelisiniz.'

Prens Ka'ma son sözler üzerine boğazına bir ip dolanmış ve boynunu olabildiğince sıkıyormuş gibi hissetti. Yüzünü gruba dönüp,

'Babama olanlardan bahsedemem. Kızı öğrendiği an onu Galaksiler Arası Büyük Konseye teslim edecektir. Buna izin veremem', dedi kendinden emin bir ifadeyle. Bu fikrinden vazgeçmeyeceği anlaşılıyordu.

Durumu anlayan Usta Da'la itiraz etmedi. Prens Ka'ma ile inatlaşmanın yapacağı en aptalca iş olacağını biliyordu.

O zamana kadar sessiz kalan, Prens'in çocukluktan itibaren yanında olan Yavari Dinosa,

'Prensim, emredin sırrınızı saklayalım. Başkomutan Toron, Dünya'ya giriş yolunu bulduysa biz de buluruz. Kızı gönderene kadar saklayabiliriz', dedi.

Aralarında, tek dişi olduğu anlaşılan Komutan Dilene,

'Prensim, Dinosa doğru söylüyor. Burada sadakati sorgulanacak kimse yok. Emredin yardım edelim' dedi.

Diğerleri de başlarıyla Dilene'ye katıldıklarını onaylayınca Usta Da'la,

'Bu sır deşifre olursa, herkesin ihanetten yargılanacağını hatırlatmama gerek yok sanırım. Fakat daha mühim olanı, eğer Başkomutan Toron kızı bulursa ki şimdiden harekete geçtiğinden eminim, zaferine katkıda bulunmakla kalmayıp, barışı baltalamış olacağız. Bunu göze alabiliyor musunuz?' diyerek mantığını konuşturdu.

Herkes Prens Ka'ma'ya bakarak ondan gelecek cevabı beklemeye başladı. Köşeye sıkışan Ka'ma o an Ela ile göz göze geldi. Tam cevabını verecekken Usta Da'la,

'Bütün bunları gerektirmeyen bir seçenek daha var', dedi.

Ka'ma kaşlarını çatarak Usta Da'la'ya baktı. İçindeki ses duyacağı şeyden memnun olmayacağını söylüyordu. Usta Da'la gözlerini Prens Ka'ma'nın gözlerinden ayırmadan,

'Kızı ortadan kaldırmak' dedi buz gibi bir ses tonuyla.