'Prens mi?!'
Ela, yaralının ölmesini istemiyordu. Fakat son duyduklarından sonra onu kurtarmaya mecbur hissetti kendini.
Düğmeye basalı iki dakika olmuştu. Bu süre, Ela'ya hastalık anları gibi uzun geldi. O zamanlarda da gece bitmek bilmezdi. Zaman nasıl da aldatıcı olabiliyordu, şaşılacak şeydi. Elindeki düğmede bir ışık vardı. Işık, saat gibi dönüyor ve daireyi kaplıyordu. Dairenin henüz çok az bir kısmı kapanmıştı. Kendi saatine baktı. İkisi arasında kıyaslama yapınca toplam süreyi on dakika olarak hesapladı. Gerginlikten midesine kramp girdi. Beklemekten nefret ederdi.
Geminin enerjisi gelince içerisi de aydınlanmıştı. Elinde sıkıca tuttuğu ve bütünleşmek üzere olduğu feneri bir kenara bıraktı. Neredeyse tamamen parçalanmış olan ön cama doğru gitti. Tek kişilik bir oturma yeri vardı. Üstü cam kırıklarıyla doluydu.
'Camdan fırlamış olmalı' diye düşündü.
Derken ön cam, kendi kendini onarmaya başladı. Kısa bir süre sonra camın eski halinden eser kalmadı. Kontrol paneli olabileceğini düşündüğü yerde bir çok şey yanıp sönüyordu. Tedirgin bir şekilde Ka'ma'nın yanına döndü. Tekrar zamana baktı. Delirmek üzereydi. Kendini savunmasız hissetmesine neden olan bu durumdan bir an önce kurtulmak istiyor, acele ettikçe daha da köşeye sıkışıyordu.
Biraz hava almak için dışarı çıktı. Uzaklaşmadan kapının ucunda durdu. Derinden bir nefes aldı. Kafasını kaldırıp yıldızlara baktı. Artık gözlerine eskisi kadar masum gözükmüyorlardı. Vücudunu ani bir ürperme alınca içeri girmek için döndü ve olduğu yerde kaldı.
'Neler oluyor?!' dedi şaşkınlıkla. Biraz önce içinden çıktığı gemi şimdi yoktu. Elindeki düğmeyle öylece bakakaldı.
'Bu nasıl olabilir? Daha şimdi....' Sözünü tamamlayamadı Ela.
Bir anda kafasından binlerce şey geçti. Ka'ma için endişelendi. Sinyali durduramazsa olabilecekleri düşündü. Etrafa bakınmak için öne doğru adım atınca, kendini yeniden geminin içinde buldu. Hemen arkasını döndü ve açık olan kapıdan dışarıyı gördü. Gemi, görünmezlik kalkanını kullanıyordu. Bunu anlayınca, heyecandan kocaman açılmış gözlerini kapattı ve elini, sakinleştirmek için kalbinin üstüne koydu.
Tam sakinleşmişti ki korkunç bir ses geldi dışarıdan. Uyanmasına neden olan sesin aynısıydı. Refleksle kapıdan uzaklaştı. Cama doğru gidip dışarıya baktı. Yağmur çoktan durmuştu.
'Yine şimşek olabilir mi?' derken bile emin değildi. Şimşekse bile hayatında ikinci sefer böyle bir şimşek sesi duymuş olacaktı. Aceleyle elindeki zamana baktı. Sadece iki dakika kadar kalmıştı. Bir anda yağmur, bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Elindeki düğmeye baktı.
'Neden ilerlemiyor, neden ilerlemiyor?' dedi gergin bir şekilde.
Yerinde duramıyor, gemi içerisinde ileri geri yürüyüp duruyordu. Korkuyla kapıdan dışarı baktı. Yağmurdan başka bir durum görünmüyordu. Bakışlarını odakladı ve bakmaya devam etti. Başını, Ka'ma'ya doğru çevirmek üzereyken bir karartı görür gibi oldu. Tüm kanının çekildiğini zannetti. Tüyleri diken diken olmuştu. Düğmeye tekrar baktı. Sanki iki farklı zaman varmış gibi hissediyordu. Geminin içerisinde donan ve dışında hareket eden bir zaman. Gerilmekten vücudu kaskatı oldu ve soğuk terler boşaltmaya başladı. Nefes alışını büyük bir uğultu şeklinde duyabiliyordu. Dışarıda karartılar çoğalmaya başlamıştı.
Karartılar, birbirlerine bakar şekilde karşılıklı hizaya geçip bir koridor oluşturdular. Sanki birini bekliyor gibiydiler. Tekrardan duyulan sesle birlikte hepsi saygıyla başlarını öne eğip, tek dizlerinin üstüne çömeldiler.
Sesi yeniden duyunca çığlık atmak üzereydi ki eliyle ağzını kapadı Ela. Zamana bir daha baktı. Ka'ma'nın yanına gitti. Zaman dolmak üzereydi. Saniyeler kalmıştı. Hemen koşup camdan baktı. Yeni bir süliet belirmişti. Zamana baktı, dolmuştu. Ka'ma'ya baktı, uyanmıyordu.
'Neden uyanmıyor? Zaman doldu. Neden?' dedi gergin bir şekilde. Elindeki düğmeye göz atınca ek bir zaman istediğini anladı. Bir dakika kadar kısa bir zaman.
'Sakın riske girme' diye uyarmıştı Ka'ma. Fakat bu kadar kısa bir süre için vazgeçecek değildi.
Düğmeye bastı. Zaman ilerlemeye başladı. Saniyeleri sayıyordu Ela. Cama gitti ve karartıların etrafa dağıldıklarını gördü. Ellerinde sinyali aradıkları belli olan bir aygıt vardı. Onları bulmaları an meselesiydi artık. Beklemekten başka bir çaresi yoktu. Ka'ma'nın yanına gitti ve gözlerini açması için dua etti.
'Sekiz saniye. Yedi, altı'.
Dışarıdan bir bağırtı koptu.
'Lütfen! Çabuk!' dedi Ela. Gözü düğmede bekliyordu.
'İki, bir' ve düğmeye bastı.
Tüm enerji kesildi. Ela titreyerek kendini arkasındaki duvara bıraktı ve yavaşça oturdu. Gözlerini kapatarak, derin derin nefes almaya çalıştı. Dışarıdan gelen seslere kulak kabarttı. Bekliyordu. Birilerinin her an içeriye girerek onları öldürebilecekleri fikri kanını dondurdu. Seslerden, bir anlaşmazlık yaşadıkları anlaşılıyordu. İçlerinden biri adeta haykırdı. Sinirlenmişti. Bu durum çok uzun sürmedi. Sesler kesildi. Tekrar aynı korkunç ses duyuldu. Gitmişlerdi.
Eline dokunulmasıyla irkildi Ela. Duvara iyice yaslandı.
'Korkma! Benim, Ka'ma. İnadın sayesinde ölebilirdin'
'Yaşadığına ne kadar sevindin öyle', dedi Ela alaycı bir şekilde. 'Sizler böyle mi teşekkür edersiniz yoksa?'
'Sana risk almamanı söylemiştim'
'Lütfen! Şu an seninle tartışacak durumda değilim'. Titremesi geçmemişti Ela'nın. Tüm olanlar en kötü kabuslarından bile daha ürkütücüydü. O an uyanmak için her şeyi verebilirdi. Yaşadıklarının rüya olmasını çok isterdi.
Durumunu anlayan Ka'ma, Ela'nın yanına oturdu ve elini tuttu.
'Üzgünüm, kabalık etmiş olabilirim ama gerçekten nasıl bir risk aldığını bilmiyorsun ve başarısız olsaydın neler olabileceği hakkında da en ufak bir fikrin yok.'
İkisi de bir müddet sessiz kaldı. Ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Ela büyük bir şok geçiriyordu. Tıpkı yaralanma anını ve acıyı sonradan hissetmek gibi olanları ancak idrak edebiliyordu. Bu da onun daha çok titremesine neden olmaya başladı. Sinir krizi geçiriyordu. Ka'ma ona sıkıca sarıldı. Ela'nın çenesi titriyordu, artık bütün vücudu kontrolden çıkmıştı.
'Tamam, geçti artık, yanındayım ve sana bir şey olmayacak. Korkma!' dedi Ka'ma. Sesinin tonu Ela'ya güven ve güç verdi. Birden ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağladı.
Ela'nın sinir krizi geçmişti. Fakat kriz onu çok hırpaladı. Uyumak istiyordu. Göz kapakları yer çekimine karşı koyamıyordu. Enerjinin gitmesiyle etraf yeniden karanlığa bürünmüştü. Bu da uyanık kalmasını daha da güçleştiriyordu. Bir süre sonra uykuya daldı.
Esneyerek gözlerini açtı Ela. Gün ışığı gözlerini yakınca etrafa bakmakta güçlük çekti. Kamp çadırının içindeydi. Bir an algılayamadı. Gözlerini kapatıp, bir daha açınca bulunduğu yerden emin oldu. Derin bir iç çekti. Rahatlamıştı.
'Çok şükür! Hepsi rüyaymış' dedi. Daha önce, gördüklerinin rüya olduğuna hiç bu kadar sevinmemişti. Mutlulukla yeniden esneyerek dışarı çıktı. Daha esnemesi bitmemişti ki karşısında Ka'ma'yı gördü.
'Rüya değil... Olamaz!' dedi hayal kırıklığına uğramış bir şekilde.
Ka'ma sağdan soldan topladığı meyvelerle sofra hazırlamaya çalışıyordu. Gördüğü bu manzara Ela'yı daha da şaşırttı.
'Sen...sen ne yapıyorsun?' dedi Ela.
'Sana teşekkür ediyorum. Sana anlayışsızlık ettiğimi fark ettim. Sonuçta hiçbir şey bilmiyorsun.'
Ela, şaşkın şaşkın Ka'ma'yı seyretti. Bir uzaylı ona kahvaltı hazırlıyordu.
'Yeter! Dikme gözlerini öyle!'
'Affedersin ama kahvaltımı sürekli bir uzaylı hazırlamıyor. Sen nereden biliyorsun hangi meyvenin zehirli olup olmadığını? Bunu bir çok insan bile bilmez!'
'İnsanlar ve Dünya hakkında sandığından daha çok şey biliyorum. Sizleri korumaya atandığımdan bu yana tam otuz yıl geçti. Ayrıca, analiz için elimdeki aletin de yardımı olmuyor değil', dedi gülerek.
'İçimizdeki uzaylılar gerçek miymiş yani? Sen bu görüntünle, nasıl onca süre saklanabildin merak ettim doğrusu'.
'Evet, filmleriniz oldukça yaratıcı', dedi alay ederek Ka'ma. Kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu.
'Aslına bakarsan benim şu an burada olmam büyük bir felaket. Kimseler fark etmeden gitmem lazım. Fakat geminin gücü, beni ve kendisini aynı anda korumaya alınca tüm enerjisini tüketti. Acil durum modülünün toparlanmasını beklemeden gideceğim. Birazdan kalkmak için her şey hazır olacak.'
'Bak! Bu çok açıklayıcı oldu işte', dedi Ela da aynı alaycılıkla. Anlattıklarından bir hikaye oluşturması imkansızdı. Daha fazla bilgiyi de kaldırıp kaldırmayacağından emin değildi. Zaten yeterince zor anlar yaşamıştı. Bir yenisine ihtiyacı yoktu. Umursamaz bir tavırla hazır olan sofraya oturdu.
'Ben bile bu kadarını yapamazdım. Beş yıldızlı uzay kahvaltısına hoş geldiniz. İnanılmazsın gerçekten. Birkaç saat önce ölmek üzere olduğuna kim inanır!'
'Kendine iyice gelmişsin anlaşılan. Korkudan ölmek üzere olduğuna kim inanır!'
Ela, şaşkın bakışlarla Ka'ma'ya baktı. Sanki bir uzaylıyla değil de sıradan bir insanla konuşuyordu. Neredeyse onun gitmesi gerektiğine üzülecekti. Birden,
'Peki, gene gelecek misin?', dedi.
'Gelemem. Hiç burada olmamalıydım ve sen de beni görmemeliydin', dedikten sonra zamana baktı Ka'ma.
'Vakit geldi' dedi. Elindeki alet yanıp sönmeye başlayınca,
'Yakınlarda Avcılar var. Dikkatli ol! Benim hemen gitmem lazım'.
'Peki, diğerleri yeniden gelecek mi?'
'Hayır. Beni bulamadılar. Ben burada olmadığım sürece gelmezler.'
Ka'ma'nın elindeki sinyal giderek daha hızlı yanıp sönmeye başladı. Birden Ela'nın arkasındaki çalılıklardan bir hışırtı geldi. İkisi birden o yöne baktı gergin bir şekilde. Bir kaç saniye sonra, aynı yerden küçük bir geyik ortaya çıktı. Ka'ma geyiği görünce,
'Gitmeliyim', dedi rahatlamış bir şekilde. Ela Ka'ma'ya baktı. İçinde buruk bir his oluştu. Bunu yüzüne yansıtmamak için,
'Senden kurtuluyorum demek ki', dedi gittiğine sevindiğini belli eder bir tavırla.
'Evet. Bir daha beni görmeyeceksin. Elveda!'. Ka'ma lafını yeni bitirmişken yakınlardan bir silah sesi duyuldu. Ela'nın gözleri kocaman açıldı. Nefesi kesildi.
'Korkma! Sadece avcılar' dedi Ka'ma dalga geçerek. Fakat sonra Ka'ma'nın surat ifadesi ciddileşti ve Ela kollarına düştü.
4 Kasım 2013 Pazartesi
23 Ekim 2013 Çarşamba
Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 2
'Beni bulmalarına izin verme', dedi yaralı ve kendinden geçti.
Ela, o kadar şaşkındı ki doğru mu duyuyorum diye düşünmekten kendini alamadı.
'Ben, seni... ben...nasıl?' dili dolanıyordu Ela'nın.
Kelimeleri toparlamakta güçlük çekiyordu. Göz bebekleri irileşmişti ve hızlı bir şekilde hareket ediyorlardı. Bayılmasına ramak kalmıştı. Başı uğulduyordu. Bir ara her şeyin rüya olabileceği fikri oldukça mantıklı geldi kendisine. Yutkundu ve gözlerinin önünde ölmek üzere olan canlıya dokundu yeniden. Sıcaktı. Feneriyle vücudunu detaylı bir şekilde incelemeye koyuldu. İnsana benziyordu ama bir yandan da hiç benzemiyordu. Aradaki farkı tarif edemiyordu. Sanki kabusları can bulmuş ve bu bedende doğmuştu. İnanamıyordu. Kabuslarını ve korkularını o kadar kanıksamıştı ki arkası yarın bir dizinin içinde gibiydi. Yaralıyı inceledikçe farkında olmadan göz bebeklerinin hızı azaldı. Ağzındaki kuruluk da geçmişti. Eli, yaralının karın bölgesindeki kesiğe değince, sırt çantasından ilk yardım malzemelerini çıkardı. Faydası olmayacağını bilmesine rağmen tepkisiz kalamazdı. Pamuk ile kesiğe bastırdı. Böyle bir canlıya ne yapılmalıydı, nasıl müdahale edilmeliydi en ufak bir fikri bile yoktu.
'Beni bulmalarına izin verme' demişti yaralı. Kimden bahsediyordu?
'NASA'dan mı acaba? Mutlaka uçağını, gemisini, her neyse işte onu fark etmiş olmaları lazım', diye söylendi Ela.
Oturduğu yerden kalkıp gemiyi aramaya başladı. Hasar görmüş ağaçları takip etti. En son devrilmiş olanların etrafına bakındı. Yerde ki sürtünme izini izledi. Fakat nafile. Gemiyi bir türlü bulamadı. Dalgın bir şekilde düşünürken inleme sesi onu kendine getirdi. Yaralının yanına koştu. Yaklaştığında, yaralının acı çeken yüz ifadesini ve karanlıkta bile fark edilebilen mavi gözlerini gördü. Gözleri çok güzeldi. Hemen yanına oturup yarasına baktı. Koyu kıvamdaki sıvı hala akıyordu. Eskisini alıp yeni bir pamuk koydu. Derin bir iç çekti. Üzgündü. Yaralı,
'Lütfen, beni bulmalarına izin verme. Bu asla olmamalı' dedi yeniden.
'Seni nasıl anlayabiliyorum. Bu... bu nasıl mümkün olabilir?' diye sordu Ela.
'Ölmek üzereyim. Eğer ölürsem beni yakmalısın. Anlıyor musun?'
'Eğer mi? Ölmeme ihtimalin var gibi gözükmüyor.' dedi Ela ama der demez patavatsızlığından dolayı çok kızdı kendine. Başını önüne eğdi. Dudağını ısırdı.
'Eğer...eğer acele edebilirsen beni kurtarabilirsin.'
Ela bu son söz karşısında heyecanlandı birden.
'Çabuk söyle! Nasıl kurtarabilirim seni? Çabuk!'
Nedense yaralının ölmesini hiç istemiyordu. Sonrasını düşünmüyordu bile.
'Beni gemime götürebilirsen, orada acil yardım modülü var. O zaman kurtulurum.'
'Olamaz!' dedi birden Ela yılgın bir sesle. 'Gemin çok uzağa düşmüş olmalı. Onu aradım ama yakınlarda yok. O kadar uzağa seni taşıyamam ve sen de dayanamazsın'.
Yaralı ilk kez tebessüm etti. Fakat bu küçük ifade değişikliği canını yakmış olacaktı ki acı yüklü görüntüsü çabucak geri geldi.
'Gemiyi kimse göremez. Uzakta değil merak etme' dedikten sonra elindeki küçük bir aletle yakınındaki boşluğa nişan aldı. Ela, küçük aleti daha önce nasıl göremediğine şaşırırken burnunun dibinde tek kişilik olduğu anlaşılan bir gemi belirdi. Şaşkınlıktan irkilip, kendini geriye attı. Nasıl olmuştu da bu demir yığınına çarpmamıştı anlayamıyordu.
'Görünmezlik kalkanı var', dedi yaralı. Ela'nın şaşkın haline gülmek istiyor ama yapamıyordu.
'Gene de birisi çarpabilir' dedi Ela. Sonra yine kızgın bir şekilde sustu. Sanki bunu tartışmanın sırası olmadığını anlamış gibi.
Yaralıyı gemiye taşımak için boynundan tutup kaldırmaya çalıştı. Fakat bu imkansızdı. Oldukça ağırdı. Gene de bir kaç sefer daha denedi. Her denemesinde duyduğu iniltiler onun da canını yakıyordu. Eğer onu kurtarması mümkünse vazgeçemezdi.
'Lütfen! Bana yardımcı ol. Gemi çok yakında. Bunu başarabiliriz' dedi Ela çaresizce.
Yaralı olanca kuvvetiyle kendini toplamaya çalıştı. Derin bir nefes alarak güç bela doğruldu. Kurtulmayı başarabileceğinden emin olmadığı, bitkin halinden anlaşılabiliyordu. Ela ne yapması gerektiğini düşündü stresle. Onu kendi yardımı olmadan kaldırması imkansızdı.
'Ha gayret! Oluyor', dedi yüreklendirici bir sesle.
Yaralının kolundan tutup kendi boynuna doladı. Neyse ki çok güçsüz bir kız sayılmazdı. Bir başkası olsa onu kıpırdatamazdı bile.
'Üç deyince kalkacağız, tamam mı? Bir, iki, üç'
İkisi birden tüm gücüyle ayağa kalktı fakat yaralı düşer gibi oldu. Son anda tek dizinin üstünde durabildi. Nefesini toparlayamıyordu. Ela da ter içinde kalmıştı. Yeni bir denemeyle nihayet ayağa kalkabildiler. Ela, yaralının düşmemesi için insanüstü bir güç sarf ediyordu. Önlerinde sadece on adımlık bir mesafe vardı. Bir adım, derken bir adım daha. Ela'nın üstü, yaralıdan akan sıvıyla kaplandı. Yaralı tökezleyince,
'Sakın vazgeçeyim deme! Sadece iki adım sonra kurtulacaksın. Direnmelisin' dedi bitkin bir şekilde.
Gemiden içeri girmeyi başardılar. Fakat yaralının ayakta durmaya mecali kalmamıştı. Kendini Ela'ya bıraktı. Ela o yükle geminin duvarına çarptı ve birlikte yere düştüler.
'Olamaz!' dedi Ela. Ağlamak üzereydi. O kadar yorulmuştu ki bu duruma inanamıyordu. Bayılmıştı yaralı.
'Uyan! Uyan diyorum sana. Gözlerini açmak zorundasın. Bu kadar yaklaşmışken ölmene izin vermem. Anladın mı?' Neredeyse bağırıyordu Ela. Neyse ki bunun faydası oldu ve yaralı açtı gözlerini.
'Nerede dediğin alet? Göremiyorum' dedi Ela etrafa göz atmaya çalışırken. Elinden hiç bırakmadığı el feneri son demlerini yaşıyordu.
Ela, yaralıyı üzerinden güçlükle çekip duvara yasladı. Ayağa kalkıp gemiyi iyice inceledi. Küçük, tek kişilik gemide yaralının dediği şeyden olması mümkün gözükmüyordu. Nasıl bir şeyden bahsediyor acaba diye düşünürken yaralıya döndü ve
'Anlamıyorum, o dediğin şey de mi görünmez yoksa?' dedi dalga geçerek. Sinirleri iyice bozulmuştu.
'Burada', dedi yaralı ve elindeki aynı aletle duvara yapışık olan acil durum kabinini açtı.
Ela, geminin ortaya çıkış anından sonra bu duruma hiç tepki göstermedi. Yaralının kolundan tutarak,
'Yine üç deyince. Bir, iki, üç.'
Duvardan destek alan yaralı bu sefer düşmeden kalkabildi. Ela onu yatak şeklindeki kabine soktu.
'E, şimdi ne yapıyoruz?' dedi merak içinde. Etrafında herhangi bir düğme aradı. Bulamayınca yaralıya baktı.
'Beni çok iyi dinlemelisin. Geminin enerjisi çok kısa bir süreliğine açık kalmalı. Yoksa sinyalden beni bulurlar.'
'Kim bunlar? Bulurlar, bulmasınlar deyip duruyorsun.'
'Bunun sırası değil şimdi. Zamanım kalmadı ve eğer ölürsem gemiyi şu düğmeye basarak imha etmelisin. Dediğim gibi beni de yakmalısın. Hatta mümkünse küllerimi bile yok etmeye çalış.'
Yaralının artık takati kalmamıştı. Sesi zar zor duyulur olmuştu.
'Seni bin bir zorlukla soktum buraya. Ölümü unut artık. Kimlerden kaçıyorsan da kendi başına kurtul.'
'Sakın zamanı uzatarak, vakit harcama. Eğer belirlenen zamanda iyileşmezsem enerjiyi kapat. Yeniden söylüyorum. Asla risk alma! Şimdi enerjiyi aç. İyileştirme işlemi başlatılınca kendimde olmayacağım. Sana güvenmek zorundayım', dedi çaresizce yaralı ve enerjiyi açması için elindeki düğmeyi Ela'ya verdi.
Ela, bir kaç saniye elindeki düğmeye baktı. Nasıl bir belaya bulaştığından habersiz yaralı için üzülüyordu.
'Ya gerçekten ölürse?' diye geçirdi içinden. Tam düğmeye basacaktı ki,
'Adın ne? Adını bari söyle, bileyim' dedi ümitsiz bir şekilde.
Yaralı, mavi gözlerini kapatmadan önce son kez ona bakıp,
'Ka'ma. Benim adım Prens Ka'ma', dedi.
Ela, o kadar şaşkındı ki doğru mu duyuyorum diye düşünmekten kendini alamadı.
'Ben, seni... ben...nasıl?' dili dolanıyordu Ela'nın.
Kelimeleri toparlamakta güçlük çekiyordu. Göz bebekleri irileşmişti ve hızlı bir şekilde hareket ediyorlardı. Bayılmasına ramak kalmıştı. Başı uğulduyordu. Bir ara her şeyin rüya olabileceği fikri oldukça mantıklı geldi kendisine. Yutkundu ve gözlerinin önünde ölmek üzere olan canlıya dokundu yeniden. Sıcaktı. Feneriyle vücudunu detaylı bir şekilde incelemeye koyuldu. İnsana benziyordu ama bir yandan da hiç benzemiyordu. Aradaki farkı tarif edemiyordu. Sanki kabusları can bulmuş ve bu bedende doğmuştu. İnanamıyordu. Kabuslarını ve korkularını o kadar kanıksamıştı ki arkası yarın bir dizinin içinde gibiydi. Yaralıyı inceledikçe farkında olmadan göz bebeklerinin hızı azaldı. Ağzındaki kuruluk da geçmişti. Eli, yaralının karın bölgesindeki kesiğe değince, sırt çantasından ilk yardım malzemelerini çıkardı. Faydası olmayacağını bilmesine rağmen tepkisiz kalamazdı. Pamuk ile kesiğe bastırdı. Böyle bir canlıya ne yapılmalıydı, nasıl müdahale edilmeliydi en ufak bir fikri bile yoktu.
'Beni bulmalarına izin verme' demişti yaralı. Kimden bahsediyordu?
'NASA'dan mı acaba? Mutlaka uçağını, gemisini, her neyse işte onu fark etmiş olmaları lazım', diye söylendi Ela.
Oturduğu yerden kalkıp gemiyi aramaya başladı. Hasar görmüş ağaçları takip etti. En son devrilmiş olanların etrafına bakındı. Yerde ki sürtünme izini izledi. Fakat nafile. Gemiyi bir türlü bulamadı. Dalgın bir şekilde düşünürken inleme sesi onu kendine getirdi. Yaralının yanına koştu. Yaklaştığında, yaralının acı çeken yüz ifadesini ve karanlıkta bile fark edilebilen mavi gözlerini gördü. Gözleri çok güzeldi. Hemen yanına oturup yarasına baktı. Koyu kıvamdaki sıvı hala akıyordu. Eskisini alıp yeni bir pamuk koydu. Derin bir iç çekti. Üzgündü. Yaralı,
'Lütfen, beni bulmalarına izin verme. Bu asla olmamalı' dedi yeniden.
'Seni nasıl anlayabiliyorum. Bu... bu nasıl mümkün olabilir?' diye sordu Ela.
'Ölmek üzereyim. Eğer ölürsem beni yakmalısın. Anlıyor musun?'
'Eğer mi? Ölmeme ihtimalin var gibi gözükmüyor.' dedi Ela ama der demez patavatsızlığından dolayı çok kızdı kendine. Başını önüne eğdi. Dudağını ısırdı.
'Eğer...eğer acele edebilirsen beni kurtarabilirsin.'
Ela bu son söz karşısında heyecanlandı birden.
'Çabuk söyle! Nasıl kurtarabilirim seni? Çabuk!'
Nedense yaralının ölmesini hiç istemiyordu. Sonrasını düşünmüyordu bile.
'Beni gemime götürebilirsen, orada acil yardım modülü var. O zaman kurtulurum.'
'Olamaz!' dedi birden Ela yılgın bir sesle. 'Gemin çok uzağa düşmüş olmalı. Onu aradım ama yakınlarda yok. O kadar uzağa seni taşıyamam ve sen de dayanamazsın'.
Yaralı ilk kez tebessüm etti. Fakat bu küçük ifade değişikliği canını yakmış olacaktı ki acı yüklü görüntüsü çabucak geri geldi.
'Gemiyi kimse göremez. Uzakta değil merak etme' dedikten sonra elindeki küçük bir aletle yakınındaki boşluğa nişan aldı. Ela, küçük aleti daha önce nasıl göremediğine şaşırırken burnunun dibinde tek kişilik olduğu anlaşılan bir gemi belirdi. Şaşkınlıktan irkilip, kendini geriye attı. Nasıl olmuştu da bu demir yığınına çarpmamıştı anlayamıyordu.
'Görünmezlik kalkanı var', dedi yaralı. Ela'nın şaşkın haline gülmek istiyor ama yapamıyordu.
'Gene de birisi çarpabilir' dedi Ela. Sonra yine kızgın bir şekilde sustu. Sanki bunu tartışmanın sırası olmadığını anlamış gibi.
Yaralıyı gemiye taşımak için boynundan tutup kaldırmaya çalıştı. Fakat bu imkansızdı. Oldukça ağırdı. Gene de bir kaç sefer daha denedi. Her denemesinde duyduğu iniltiler onun da canını yakıyordu. Eğer onu kurtarması mümkünse vazgeçemezdi.
'Lütfen! Bana yardımcı ol. Gemi çok yakında. Bunu başarabiliriz' dedi Ela çaresizce.
Yaralı olanca kuvvetiyle kendini toplamaya çalıştı. Derin bir nefes alarak güç bela doğruldu. Kurtulmayı başarabileceğinden emin olmadığı, bitkin halinden anlaşılabiliyordu. Ela ne yapması gerektiğini düşündü stresle. Onu kendi yardımı olmadan kaldırması imkansızdı.
'Ha gayret! Oluyor', dedi yüreklendirici bir sesle.
Yaralının kolundan tutup kendi boynuna doladı. Neyse ki çok güçsüz bir kız sayılmazdı. Bir başkası olsa onu kıpırdatamazdı bile.
'Üç deyince kalkacağız, tamam mı? Bir, iki, üç'
İkisi birden tüm gücüyle ayağa kalktı fakat yaralı düşer gibi oldu. Son anda tek dizinin üstünde durabildi. Nefesini toparlayamıyordu. Ela da ter içinde kalmıştı. Yeni bir denemeyle nihayet ayağa kalkabildiler. Ela, yaralının düşmemesi için insanüstü bir güç sarf ediyordu. Önlerinde sadece on adımlık bir mesafe vardı. Bir adım, derken bir adım daha. Ela'nın üstü, yaralıdan akan sıvıyla kaplandı. Yaralı tökezleyince,
'Sakın vazgeçeyim deme! Sadece iki adım sonra kurtulacaksın. Direnmelisin' dedi bitkin bir şekilde.
Gemiden içeri girmeyi başardılar. Fakat yaralının ayakta durmaya mecali kalmamıştı. Kendini Ela'ya bıraktı. Ela o yükle geminin duvarına çarptı ve birlikte yere düştüler.
'Olamaz!' dedi Ela. Ağlamak üzereydi. O kadar yorulmuştu ki bu duruma inanamıyordu. Bayılmıştı yaralı.
'Uyan! Uyan diyorum sana. Gözlerini açmak zorundasın. Bu kadar yaklaşmışken ölmene izin vermem. Anladın mı?' Neredeyse bağırıyordu Ela. Neyse ki bunun faydası oldu ve yaralı açtı gözlerini.
'Nerede dediğin alet? Göremiyorum' dedi Ela etrafa göz atmaya çalışırken. Elinden hiç bırakmadığı el feneri son demlerini yaşıyordu.
Ela, yaralıyı üzerinden güçlükle çekip duvara yasladı. Ayağa kalkıp gemiyi iyice inceledi. Küçük, tek kişilik gemide yaralının dediği şeyden olması mümkün gözükmüyordu. Nasıl bir şeyden bahsediyor acaba diye düşünürken yaralıya döndü ve
'Anlamıyorum, o dediğin şey de mi görünmez yoksa?' dedi dalga geçerek. Sinirleri iyice bozulmuştu.
'Burada', dedi yaralı ve elindeki aynı aletle duvara yapışık olan acil durum kabinini açtı.
Ela, geminin ortaya çıkış anından sonra bu duruma hiç tepki göstermedi. Yaralının kolundan tutarak,
'Yine üç deyince. Bir, iki, üç.'
Duvardan destek alan yaralı bu sefer düşmeden kalkabildi. Ela onu yatak şeklindeki kabine soktu.
'E, şimdi ne yapıyoruz?' dedi merak içinde. Etrafında herhangi bir düğme aradı. Bulamayınca yaralıya baktı.
'Beni çok iyi dinlemelisin. Geminin enerjisi çok kısa bir süreliğine açık kalmalı. Yoksa sinyalden beni bulurlar.'
'Kim bunlar? Bulurlar, bulmasınlar deyip duruyorsun.'
'Bunun sırası değil şimdi. Zamanım kalmadı ve eğer ölürsem gemiyi şu düğmeye basarak imha etmelisin. Dediğim gibi beni de yakmalısın. Hatta mümkünse küllerimi bile yok etmeye çalış.'
Yaralının artık takati kalmamıştı. Sesi zar zor duyulur olmuştu.
'Seni bin bir zorlukla soktum buraya. Ölümü unut artık. Kimlerden kaçıyorsan da kendi başına kurtul.'
'Sakın zamanı uzatarak, vakit harcama. Eğer belirlenen zamanda iyileşmezsem enerjiyi kapat. Yeniden söylüyorum. Asla risk alma! Şimdi enerjiyi aç. İyileştirme işlemi başlatılınca kendimde olmayacağım. Sana güvenmek zorundayım', dedi çaresizce yaralı ve enerjiyi açması için elindeki düğmeyi Ela'ya verdi.
Ela, bir kaç saniye elindeki düğmeye baktı. Nasıl bir belaya bulaştığından habersiz yaralı için üzülüyordu.
'Ya gerçekten ölürse?' diye geçirdi içinden. Tam düğmeye basacaktı ki,
'Adın ne? Adını bari söyle, bileyim' dedi ümitsiz bir şekilde.
Yaralı, mavi gözlerini kapatmadan önce son kez ona bakıp,
'Ka'ma. Benim adım Prens Ka'ma', dedi.
Etiketler:
bilim kurgu,
hikaye,
öykü,
roman,
tanışma,
yasak bölge
19 Ekim 2013 Cumartesi
Yasak Bölge - Tanışma - Bölüm 1
Ela, kapıyı çarparak hışımla dışarı çıktı. Sinirinden, yumruk yaptığı ellerini olabildiğince sıktı. Kenetlenmiş dişleri biraz daha zorlansa kırılabilirlerdi. Burnunun direği sızlıyordu. Direniyordu! Derin derin nefes aldı. Kapattığı gözlerini aralarken, nemli kirpikleri zorlandı. Merdivenlerden indi ve kendini sokağa attı. Yürüdü. Yürüdükçe havanın serinliğiyle birlikte sakinleşmeye başladı.
Etrafına göz atınca sahil kenarına indiğini anladı ve boş bir bank gördü. Banka öylece bıraktı kendini. Karşısında deniz nasıl da sakindi. Sonsuz gibi görünen bu güzellik, onu büyülenmiş gibi içine çekti.
'Neden ben de böyle sakin olmayı başaramıyorum' dedi keder içinde. Başını dizlerine doğru eğerek ellerinin arasına aldığında yüzü ateş gibi yanıyordu. Oysa ki deniz de Ela gibiydi. Huzur verici maskesinin altında fırtınaların kopması an meselesiydi.
Ansızın oturduğu yerden kalktı Ela. O an ne yapması gerektiğini biliyordu. Hızlı adımlarla arabasının olduğu yere geri döndüğü gibi yola koyuldu. Yolculuğu neredeyse iki saati bulmuş, şehirden epeyce uzaklaşmıştı. Ana yolun kenarında topraklı, bozuk, tali bir yola saptı. Ağaçların arasında yarım saatlik bir mesafeden sonra yol tamamen bitti. Bagajdan, kamp ve dağa tırmanış için gerekli malzemelerini çıkarttı. Sürekli hazırda duran sırt çantasını da alıp, yola yürüyerek devam etti. Hava kararmak üzereydi. Kamp çadırını kurmak için acele etmesi gerekiyordu. Adımlarını sıklaştırdı ve gideceği yere bitap bir şekilde yetişti. Bir önceki kamp ateşi kalıntılarını gördü. Aynı bıraktığı gibiydi.
'Neyse ki, kimse burayı keşfetmemiş' dedi keyifle.
Yorgun bir şekilde tüm malzemeleri yere bıraktı. Fakat dinlenmeye zaman yoktu. Ateşi yakmaya koyuldu. Bulunduğu yer, sık ağaçlıklı, korunaklı bir bölgeydi. Hemen elli metre kadar uzaklıktaki dereye gidip, daha önce bırakmış olduğu tuzağa baktı. Şansı yine yaver gitmişti. İki balıkla geri döndü. Onları aceleyle temizleyip, ateşe koyduktan sonra çadırı hiç zorlanmadan kurdu.
'Oh! Nihayet zamanında her şey bitti' dedi ve ateşin karşısına bitkin bir şekilde uzandı.
Dakikalarca ateşte balıkların pişmesini seyretti. Ateşi seyretmek nedense ona terapi gibi gelirdi. Bir tek ateşi izlerken düşünmezdi. Tüm benliğiyle kendini ona adardı. Balıkların yeterince piştiğine ikna olunca, tembel bir şekilde onlara uzandı. Kokularını içine çekince, ne kadar aç olduğunu haykıran midesi sonunda feryat etti.
Hem yorgunluktan hem de karnının doymuş olmasından, üzerine bir mahmurluk çöktü. Kedi gibi oturduğu yerde esneyerek gerindi. Birkaç saat önceki öfke nöbetinden eser yoktu üzerinde. Kor olmuş ateşin karşısına sırt üstü uzandı boylu boyunca. Yıldızlar akıl almaz güzellikte parıldıyorlardı ağaçların arasından. Onları seyretmek her ne kadar zevkse bir o kadar da ürkütücüydü Ela için. Çok uzun süre bakamazdı o güzelliklere. Gözlerini, kamaşmış gibi çekerdi bir süre sonra. İçi ürperirdi. Üşümeye başlardı. Yine aynısı oldu ve ateşe döndü yüzünü. Artık uyumak istiyordu.
Müthiş bir gürültüye uyandı Ela. Sese mi uyanmıştı, gördüğü kabusa mı bilemedi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Ateş sönmüştü ve üzerine bir şey örtmediği için vücudu kaskatı kesilmişti. Yağmur yağıyor mu diye bakındı ama yağan bir şey yoktu. Hala düzensiz nefes alışlarıyla düzgün düşünemiyordu. Çok korkmuştu. Vücudu da histerik bir şekilde titriyordu. Etraf zifiri karanlıktı. Başını yukarı kaldırıp yıldızlara bakarken alnına bir damla düştü. Derken bir tane daha. Damlalar çoğalmaya başlayınca rahatladı birden.
'Yıldırımmış' dedi, titrek bir sesle.
Birkaç dakikalığına yağmurun kendini ıslatmasına izin verdi Ela. Çok severdi yağmuru, onun sesini ve tenine değişini. En iyi psikolog, yağmurun verdiklerini veremezdi kendisine. İyice sakinleştikten sonra çadıra girse de rüyanın etkisi geçmemişti henüz. Küçüklüğünden itibaren benzer rüyalar görürdü. Bıkmıştı uzay ile ilgili şekillerden, tam göremediği, herhangi bir şeye benzetemediği canlılardan, araçlardan, rakamlardan. Üstelik bu konuyla ilgili sığınabileceği kimse yoktu. Herkesin söylediği tek bir şey vardı.
'Tek başına o tehlikeli yerlere gitme. Korkmana neden oluyor'.
Haklı olduklarını düşünmüyor değildi ama anlamıyorlardı. Ancak tek başına ve doğayla baş başayken huzuru bulabiliyordu. O yüzden uzun zaman önce korkularından bahsetmemeye karar vermişti.
Bu düşüncelerle göz kapakları ağırlaşmaya başlayan Ela dalmak üzereydi. Yağmurun nağmesi kendini göstermeye başlamıştı. Derken acı bir sesle irkildi yeniden. Yattığı yerden sıçrayarak, oturdu nefes nefese. Kaşlarını çatarak kulak kabarttı. Yağmurdan başka ses duyulmuyordu ama emindi bir şey duyduğundan.
'Belki bir hayvandı' diye kendini ikna etmeye çalışırken, ses daha güçlü geldi. Kesinlikle hayvan sesi değildi!
Hemen ilk yardım malzemelerinin de bulunduğu sırt çantasını açıp, içinden el fenerini çıkartan Ela, panikle pilleri kontrol etti. Pil getirmesi gerektiğini o an hatırlaması, zihni ile arasındaki yarışta onu çaresiz bırakmıştı. Fakat sızlanmanın şu an faydası yoktu. Neyse ki piller kendisinden taraf, hala çabalıyordu. Çantasını sırtlayarak dışarı attı kendini. Yağmur çok şiddetlenmişti. Sırt çantasından yağmurluğunu alıp giyindi alelacele. Sesi duymak için bir daha kulak kabarttı. Gözlerini kapatıp bekledi ve ses ona cevap verdi. Koşarak ağaçların arasından ilerledi. Arada bir, fark edemediği çalılar ellerine çarpıyordu ama bunu önemseyecek durumda değildi.
'Bu kadar acı bir çığlığa ne sebep olabilir?' diye merak ve telaşla ilerledi.
Karanlık hızını kesiyordu. Bir kaç sefer tökezledi ve yere düştü. Sonuncuda dizi çok acımıştı. Tam dizi için sızlandığı sırada burnuna tuhaf bir yanık kokusu gelmeye başladı.
'Aman Allah'ım yıldırım mı çarptı yoksa!' diye iyice panikledi.
'Neredesin?' diye bağırdı.'Seni bulabilmem için bana yardım et'.
Sesten acı bir inleme yükseldi.
İçinde tuhaf bir his vardı Ela'nın. Yardım etmek için koşuyordu ama huzursuzdu. Birden önündeki ağaçların devrildiğini ve parçalandığını gördü. Hepsi koridor gibi bir açıklık bırakmış ve aynı yöne yığılmıştı.
'Uçak mı!' dedi hayretle. Bu imkansızdı. Uçaksa bile küçük bir şey olmalıydı koridorun genişliğine göre. Bu, yanık kokusunu açıklayabilirdi. Etrafa bakındı fakat uçağa benzer bir şey göremedi.
'Neredesin?' diye bağırdı bir kez daha.
İnilti şeklindeydi bu sefer ses. Sanki fazla bir vakti kalmamış gibi derindendi. Acele etmeliydi Ela çok geç olmadan.
O esnada yanındaki çalıyı fark etmeyen Ela ona takılarak son düşüşünü de gerçekleştirmiş oldu. Elindeki fener de o savrulmayla elinden kaydı, gitti. El yordamıyla feneri aradı çünkü fener düşünce pilleri de çıkmıştı. Aranırken eline piller değdi. Çalı ellerini çizik içinde bırakarak, mevcut durumu çok kolaymış gibi hiç yardımcı olmuyordu. Emekleyerek ilerlerken eline yumuşak bir şey çarptı. Refleksle geriye irkilen Ela hiçbir şey göremedi. Muhtemelen sesin sahibi, önündeki çalının hemen ötesindeydi. Kendini toparladı ve dizleri üzerinde hareket etti. Tam o anda el fenerine çarptı. Yerde yatanın nefes alışını duyabiliyordu. Çok derinden gelen bu ses onda merhamet duygusunu uyandırmıştı. Vaktinin azaldığını kavrayabiliyordu.. Ne yazık ki böylesine durumlarla daha önce de karşılaşmıştı. Gerçi hepsi hayvandı ama ne fark ederdi. Üzüntüyle çalıyı araladı ve yaralının yanına yaklaştı.
'Yanındayım, korkma' dedi, teselli edici bir sesle. Son anlarını yaşayan her canlının, yalnız olmaması gerektiğine inanırdı. Bu zor anı onlar için kolaylaştırmak isterdi. Her giden can sanki kendisininkiydi. Kurduğu bu empati, ona hem güç hem dayanılmaz bir hüzün veriyordu.
El fenerine pilleri takıp feneri yaktı. Fenerin ışığı, yerde yatanın ayaklarında soluk bir şekilde parladı. Piller zayıflıyordu. Yavaşça yüzüne doğru ilerlerken karın bölgesinde derin bir kesiğe dokundu. Fener, bir anlık sönüp tekrar yandı. Işığı daha da azaldı.Ela kesikten oluk oluk bir şeyin aktığını fark etti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadı. Kandan daha koyu bir kıvamdaydı. Yine de durumunun ciddiyeti belli oluyordu.
'Olamaz! Çok kötü yaralanmış' diye düşündü Ela. Onu, ilk yardım malzemeleriyle kurtarması imkansızdı.
Güçlü adalelerinden erkek olduğu belliydi yaralının. Yüzüne doğru ilerlerken göğsünde de bir kesik gördü.
'Ne kadar güçlü görünüyor' dedi şaşkınlıkla.
El fenerini, yavaşça bu güçlü vücudun yüzüne doğru tuttu. Bir an nefes alamadı. Beyni adeta kendisine iletileni inkar ediyordu. Donup kalmıştı. Kıpırdayamıyordu. Hatta düşünemiyordu bile. Gözlerinden istemsizce birkaç damla yaş düştü. Yutkundu ve buzu çözülmüş gibi oturduğu yerden yavaşça geriye çekilmeye başladı. Tam el feneri elinden düşerken yaralının eli Ela'nın elini yakaladı. Ela korkuyla çığlık atmaya başladı. Ta ki yaralının,
'Yardım!' kelimesini duyana dek.
Etrafına göz atınca sahil kenarına indiğini anladı ve boş bir bank gördü. Banka öylece bıraktı kendini. Karşısında deniz nasıl da sakindi. Sonsuz gibi görünen bu güzellik, onu büyülenmiş gibi içine çekti.
'Neden ben de böyle sakin olmayı başaramıyorum' dedi keder içinde. Başını dizlerine doğru eğerek ellerinin arasına aldığında yüzü ateş gibi yanıyordu. Oysa ki deniz de Ela gibiydi. Huzur verici maskesinin altında fırtınaların kopması an meselesiydi.
Ansızın oturduğu yerden kalktı Ela. O an ne yapması gerektiğini biliyordu. Hızlı adımlarla arabasının olduğu yere geri döndüğü gibi yola koyuldu. Yolculuğu neredeyse iki saati bulmuş, şehirden epeyce uzaklaşmıştı. Ana yolun kenarında topraklı, bozuk, tali bir yola saptı. Ağaçların arasında yarım saatlik bir mesafeden sonra yol tamamen bitti. Bagajdan, kamp ve dağa tırmanış için gerekli malzemelerini çıkarttı. Sürekli hazırda duran sırt çantasını da alıp, yola yürüyerek devam etti. Hava kararmak üzereydi. Kamp çadırını kurmak için acele etmesi gerekiyordu. Adımlarını sıklaştırdı ve gideceği yere bitap bir şekilde yetişti. Bir önceki kamp ateşi kalıntılarını gördü. Aynı bıraktığı gibiydi.
'Neyse ki, kimse burayı keşfetmemiş' dedi keyifle.
Yorgun bir şekilde tüm malzemeleri yere bıraktı. Fakat dinlenmeye zaman yoktu. Ateşi yakmaya koyuldu. Bulunduğu yer, sık ağaçlıklı, korunaklı bir bölgeydi. Hemen elli metre kadar uzaklıktaki dereye gidip, daha önce bırakmış olduğu tuzağa baktı. Şansı yine yaver gitmişti. İki balıkla geri döndü. Onları aceleyle temizleyip, ateşe koyduktan sonra çadırı hiç zorlanmadan kurdu.
'Oh! Nihayet zamanında her şey bitti' dedi ve ateşin karşısına bitkin bir şekilde uzandı.
Dakikalarca ateşte balıkların pişmesini seyretti. Ateşi seyretmek nedense ona terapi gibi gelirdi. Bir tek ateşi izlerken düşünmezdi. Tüm benliğiyle kendini ona adardı. Balıkların yeterince piştiğine ikna olunca, tembel bir şekilde onlara uzandı. Kokularını içine çekince, ne kadar aç olduğunu haykıran midesi sonunda feryat etti.
Hem yorgunluktan hem de karnının doymuş olmasından, üzerine bir mahmurluk çöktü. Kedi gibi oturduğu yerde esneyerek gerindi. Birkaç saat önceki öfke nöbetinden eser yoktu üzerinde. Kor olmuş ateşin karşısına sırt üstü uzandı boylu boyunca. Yıldızlar akıl almaz güzellikte parıldıyorlardı ağaçların arasından. Onları seyretmek her ne kadar zevkse bir o kadar da ürkütücüydü Ela için. Çok uzun süre bakamazdı o güzelliklere. Gözlerini, kamaşmış gibi çekerdi bir süre sonra. İçi ürperirdi. Üşümeye başlardı. Yine aynısı oldu ve ateşe döndü yüzünü. Artık uyumak istiyordu.
Müthiş bir gürültüye uyandı Ela. Sese mi uyanmıştı, gördüğü kabusa mı bilemedi. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Ateş sönmüştü ve üzerine bir şey örtmediği için vücudu kaskatı kesilmişti. Yağmur yağıyor mu diye bakındı ama yağan bir şey yoktu. Hala düzensiz nefes alışlarıyla düzgün düşünemiyordu. Çok korkmuştu. Vücudu da histerik bir şekilde titriyordu. Etraf zifiri karanlıktı. Başını yukarı kaldırıp yıldızlara bakarken alnına bir damla düştü. Derken bir tane daha. Damlalar çoğalmaya başlayınca rahatladı birden.
'Yıldırımmış' dedi, titrek bir sesle.
Birkaç dakikalığına yağmurun kendini ıslatmasına izin verdi Ela. Çok severdi yağmuru, onun sesini ve tenine değişini. En iyi psikolog, yağmurun verdiklerini veremezdi kendisine. İyice sakinleştikten sonra çadıra girse de rüyanın etkisi geçmemişti henüz. Küçüklüğünden itibaren benzer rüyalar görürdü. Bıkmıştı uzay ile ilgili şekillerden, tam göremediği, herhangi bir şeye benzetemediği canlılardan, araçlardan, rakamlardan. Üstelik bu konuyla ilgili sığınabileceği kimse yoktu. Herkesin söylediği tek bir şey vardı.
'Tek başına o tehlikeli yerlere gitme. Korkmana neden oluyor'.
Haklı olduklarını düşünmüyor değildi ama anlamıyorlardı. Ancak tek başına ve doğayla baş başayken huzuru bulabiliyordu. O yüzden uzun zaman önce korkularından bahsetmemeye karar vermişti.
Bu düşüncelerle göz kapakları ağırlaşmaya başlayan Ela dalmak üzereydi. Yağmurun nağmesi kendini göstermeye başlamıştı. Derken acı bir sesle irkildi yeniden. Yattığı yerden sıçrayarak, oturdu nefes nefese. Kaşlarını çatarak kulak kabarttı. Yağmurdan başka ses duyulmuyordu ama emindi bir şey duyduğundan.
'Belki bir hayvandı' diye kendini ikna etmeye çalışırken, ses daha güçlü geldi. Kesinlikle hayvan sesi değildi!
Hemen ilk yardım malzemelerinin de bulunduğu sırt çantasını açıp, içinden el fenerini çıkartan Ela, panikle pilleri kontrol etti. Pil getirmesi gerektiğini o an hatırlaması, zihni ile arasındaki yarışta onu çaresiz bırakmıştı. Fakat sızlanmanın şu an faydası yoktu. Neyse ki piller kendisinden taraf, hala çabalıyordu. Çantasını sırtlayarak dışarı attı kendini. Yağmur çok şiddetlenmişti. Sırt çantasından yağmurluğunu alıp giyindi alelacele. Sesi duymak için bir daha kulak kabarttı. Gözlerini kapatıp bekledi ve ses ona cevap verdi. Koşarak ağaçların arasından ilerledi. Arada bir, fark edemediği çalılar ellerine çarpıyordu ama bunu önemseyecek durumda değildi.
'Bu kadar acı bir çığlığa ne sebep olabilir?' diye merak ve telaşla ilerledi.
Karanlık hızını kesiyordu. Bir kaç sefer tökezledi ve yere düştü. Sonuncuda dizi çok acımıştı. Tam dizi için sızlandığı sırada burnuna tuhaf bir yanık kokusu gelmeye başladı.
'Aman Allah'ım yıldırım mı çarptı yoksa!' diye iyice panikledi.
'Neredesin?' diye bağırdı.'Seni bulabilmem için bana yardım et'.
Sesten acı bir inleme yükseldi.
İçinde tuhaf bir his vardı Ela'nın. Yardım etmek için koşuyordu ama huzursuzdu. Birden önündeki ağaçların devrildiğini ve parçalandığını gördü. Hepsi koridor gibi bir açıklık bırakmış ve aynı yöne yığılmıştı.
'Uçak mı!' dedi hayretle. Bu imkansızdı. Uçaksa bile küçük bir şey olmalıydı koridorun genişliğine göre. Bu, yanık kokusunu açıklayabilirdi. Etrafa bakındı fakat uçağa benzer bir şey göremedi.
'Neredesin?' diye bağırdı bir kez daha.
İnilti şeklindeydi bu sefer ses. Sanki fazla bir vakti kalmamış gibi derindendi. Acele etmeliydi Ela çok geç olmadan.
O esnada yanındaki çalıyı fark etmeyen Ela ona takılarak son düşüşünü de gerçekleştirmiş oldu. Elindeki fener de o savrulmayla elinden kaydı, gitti. El yordamıyla feneri aradı çünkü fener düşünce pilleri de çıkmıştı. Aranırken eline piller değdi. Çalı ellerini çizik içinde bırakarak, mevcut durumu çok kolaymış gibi hiç yardımcı olmuyordu. Emekleyerek ilerlerken eline yumuşak bir şey çarptı. Refleksle geriye irkilen Ela hiçbir şey göremedi. Muhtemelen sesin sahibi, önündeki çalının hemen ötesindeydi. Kendini toparladı ve dizleri üzerinde hareket etti. Tam o anda el fenerine çarptı. Yerde yatanın nefes alışını duyabiliyordu. Çok derinden gelen bu ses onda merhamet duygusunu uyandırmıştı. Vaktinin azaldığını kavrayabiliyordu.. Ne yazık ki böylesine durumlarla daha önce de karşılaşmıştı. Gerçi hepsi hayvandı ama ne fark ederdi. Üzüntüyle çalıyı araladı ve yaralının yanına yaklaştı.
'Yanındayım, korkma' dedi, teselli edici bir sesle. Son anlarını yaşayan her canlının, yalnız olmaması gerektiğine inanırdı. Bu zor anı onlar için kolaylaştırmak isterdi. Her giden can sanki kendisininkiydi. Kurduğu bu empati, ona hem güç hem dayanılmaz bir hüzün veriyordu.
El fenerine pilleri takıp feneri yaktı. Fenerin ışığı, yerde yatanın ayaklarında soluk bir şekilde parladı. Piller zayıflıyordu. Yavaşça yüzüne doğru ilerlerken karın bölgesinde derin bir kesiğe dokundu. Fener, bir anlık sönüp tekrar yandı. Işığı daha da azaldı.Ela kesikten oluk oluk bir şeyin aktığını fark etti. Ne olduğunu tam olarak anlayamadı. Kandan daha koyu bir kıvamdaydı. Yine de durumunun ciddiyeti belli oluyordu.
'Olamaz! Çok kötü yaralanmış' diye düşündü Ela. Onu, ilk yardım malzemeleriyle kurtarması imkansızdı.
Güçlü adalelerinden erkek olduğu belliydi yaralının. Yüzüne doğru ilerlerken göğsünde de bir kesik gördü.
'Ne kadar güçlü görünüyor' dedi şaşkınlıkla.
El fenerini, yavaşça bu güçlü vücudun yüzüne doğru tuttu. Bir an nefes alamadı. Beyni adeta kendisine iletileni inkar ediyordu. Donup kalmıştı. Kıpırdayamıyordu. Hatta düşünemiyordu bile. Gözlerinden istemsizce birkaç damla yaş düştü. Yutkundu ve buzu çözülmüş gibi oturduğu yerden yavaşça geriye çekilmeye başladı. Tam el feneri elinden düşerken yaralının eli Ela'nın elini yakaladı. Ela korkuyla çığlık atmaya başladı. Ta ki yaralının,
'Yardım!' kelimesini duyana dek.
24 Haziran 2013 Pazartesi
Masal
Adım sevda dedin yüzüme gülerken
Ben şaşkın baktım sana
Geldin şakıyarak kapıdan, oturdun gönlüme
Oysa süngüleri ben açmadım
Dans ettin bahçemde, eğlendin doya doya
Kovmaya çalıştım, sen gitmedin cesurca
Sonra...
Alıştım cismine, şemailine,
O sıcacık hissettirdiklerine
Fısıltıyla söylediğin kulaklarıma.
Fikrim uyuştu senle
Ne düşünsem bilemedim
Gündüzüm rüya, rüyalar serap oldu
Nereye dönsem sen
Sen mehtap oldun...
Korkma dedin bana
Sevdim seni sadece
Dedin, yetti sevgin
Dahasını nasıl dilerim.
Dinledim sözlerini
Dinlesem de çözemedim
Nasıl mutlu olunur bu şekilde
İnan, ne yapsam göremedim
Gel demedin, git demedin
Sev demedin, sevme demedin
Beni bir girdaba gönderirken
Sen de bunu bilemedin.
Ben şaşkın baktım sana
Geldin şakıyarak kapıdan, oturdun gönlüme
Oysa süngüleri ben açmadım
Dans ettin bahçemde, eğlendin doya doya
Kovmaya çalıştım, sen gitmedin cesurca
Sonra...
Alıştım cismine, şemailine,
O sıcacık hissettirdiklerine
Fısıltıyla söylediğin kulaklarıma.
Fikrim uyuştu senle
Ne düşünsem bilemedim
Gündüzüm rüya, rüyalar serap oldu
Nereye dönsem sen
Sen mehtap oldun...
Korkma dedin bana
Sevdim seni sadece
Dedin, yetti sevgin
Dahasını nasıl dilerim.
Dinledim sözlerini
Dinlesem de çözemedim
Nasıl mutlu olunur bu şekilde
İnan, ne yapsam göremedim
Gel demedin, git demedin
Sev demedin, sevme demedin
Beni bir girdaba gönderirken
Sen de bunu bilemedin.
15 Mayıs 2013 Çarşamba
İstedim
Güzel bir şarkıydı , nakaratı kanımı coşturan
Güzeldi ritmi, zarifti verdikleri
Gözlerimi kapatınca bahardı hissedilen
Bakınca yüzüme, mutluluktu gördüğün
Mutluluk bulaşıcıdır
İstedim ki bulasın mutluluğa seni.
Çalanın parmaklarında teller raks ettikçe
Büyüsü yayıldı damarlarımda
Sesindeki bir tını yakaladı, tuttu sımsıkı bırakmadı
Sanki aşktı vaat ettiği
İstedim ki kıskıvrak kavrasın seni
Bittikçe müzik döndüm başa
Döndükçe, döndü başım
İçmeden sarhoş olmayı bilir misin?
İçmeden kendinden geçer misin?
Yalnızca bir müzik beni böylesine delirtti.
İstedim ki delirtsin seni.
Güzeldi ritmi, zarifti verdikleri
Gözlerimi kapatınca bahardı hissedilen
Bakınca yüzüme, mutluluktu gördüğün
Mutluluk bulaşıcıdır
İstedim ki bulasın mutluluğa seni.
Çalanın parmaklarında teller raks ettikçe
Büyüsü yayıldı damarlarımda
Sesindeki bir tını yakaladı, tuttu sımsıkı bırakmadı
Sanki aşktı vaat ettiği
İstedim ki kıskıvrak kavrasın seni
Bittikçe müzik döndüm başa
Döndükçe, döndü başım
İçmeden sarhoş olmayı bilir misin?
İçmeden kendinden geçer misin?
Yalnızca bir müzik beni böylesine delirtti.
İstedim ki delirtsin seni.
16 Nisan 2013 Salı
Dayak İyi Gelir mi?
Hissizlik
Ne garip
Umurumda değil sanki
Ya da
Sanki yalan gibi
Rüya gibi
Tuhaf işte
Tuhaf yani.
En azından kızsam bari
Bari ağlayabilsem
Bağıramam zaten
En azından kanasa yüreğim
Bir parça acıtsa kalbimi
Hissizlik
Rahatlatmıyor be abi!
Ne garip
Umurumda değil sanki
Ya da
Sanki yalan gibi
Rüya gibi
Tuhaf işte
Tuhaf yani.
En azından kızsam bari
Bari ağlayabilsem
Bağıramam zaten
En azından kanasa yüreğim
Bir parça acıtsa kalbimi
Hissizlik
Rahatlatmıyor be abi!
25 Mart 2013 Pazartesi
Söz Olur!
Binlerce söz
En karanlık köşelerde
Tutulamayan.
Binlerce söz.
Binlerce yemin.
Sessiz.
Fısıltısız
Ve
Sinsice.
Sözler!
Binlerce.
Binlercesi ihanette.
Sözler ki
Öylesine delice!
En karanlık köşelerde
Tutulamayan.
Binlerce söz.
Binlerce yemin.
Sessiz.
Fısıltısız
Ve
Sinsice.
Sözler!
Binlerce.
Binlercesi ihanette.
Sözler ki
Öylesine delice!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)